Augmented Reality ( Arttırılmış Gerçeklik) özellikle 2011′de bizi en çok meşgul edecek konuların başında geliyor. Sadece pazarlamayı değil, Dünya’yı değiştirecek bir teknoloji. Ülkemizde ilk örneklerini görüyoruz ve heyecanla yaygınlaşmasını bekliyoruz.
Promoqube, Dünya’nın en iyi ajansları ile birlikte Facebook’un tavsiye ettiği ajansları listelediği “Preferred Developer Consultant” programına alındı. Peki nedir bu program? Aslında bu programı Facebook’un kendi sözleri ile anlatmak daha doğru:
“We often hear from brands, celebrities, companies, and organizations who are looking for the best resources to start building an application on Facebook.com, optimize a Facebook Connect integration or build a Facebook Page. To help you accelerate your efforts, we are introducing the Preferred Developer Consultant program to connect people to the resources they need to build with Facebook products and technologies.”
Yani Facebook diyor ki; Biz sık sık markalardan, ünlülerden, ve şirketlerden Facebook’u nasıl daha etkin kullanabileceklerine , “en iyi” Facebook uygulamalarına, en iyi Facebook sayfalarını yapan ajanslara nasıl ulaşabileceklerine dair sorular alıyoruz. Bunun için sizi Facebook’un Tercih Edilen ( Tavsiye Edilen) Geliştirici Danışman Programı ile tanıştırmak istiyoruz ki markalar bu ajanslar ile buluşabilsin.
Bu adreste Facebook, Dünyadaki en iyi ajansları topluyor, bir listesini tutuyor ve kendisine başvuran markaların en iyi hizmeti almaları için en iyi ajanslar ile bizzat tanıştırıyor. Aslında, seçilmiş bir ajans olarak neden seçildiğimiz sorusunun cevabını da Facebook’tan alalım:
“You were chosen for the program because of a strong track record in your respective areas. Facebook reviewed work samples, professional references, and company history to determine that you had a strong track record.”
Sonuç olarak, yaptığımız işler bizzat Facebook tarafından incelendi, profesyonel referanslar dikkate alındı ve alanımızda yapmış olduğumuz “güçlü” işler nedeniyle bu programa uygun bulunduk.
Süreçten biraz bahsedeyim: Aslında süreç aylar öncesine dayanıyor. Bu programı ilk duyduğumuzda hemen bugüne kadar yaptığımız işleri ayrıntılı anlatan linkler ile beslenmiş dosyamızı hazırladık ve Facebook’taki kontağımıza aşağıdaki metin ile başvurduk.
“Enclosed is the details of our application for Facebook Preferred Developer Consultant Programme. We helped a number of celebrities, companies and brands so far. And we believe that we can allocate our best resources for them in terms of capability, creativity and experience so that they can achieve the best possible online presence on Facebook.”
Emeğin çoğu Özgür ve Kaan ve Korhan’ın. Bu ajanslardan biri olarak seçilmemizde azıcık da olsa emeğim bulunduğu ve yazışmaları bizzat yürüttüğüm için gururluyum. Gururumun sebebi detaylarda gizli:
Bu Programda tüm Dünya’dan toplam 49 Ajans var.
Bu ajansların büyük bir kısmı – 36 tanesi – Amerika’da ve Facebook ile içiçe çalışan, toplantı yapan şirketler.
Avrupa’dan sadece 11 şirket var.
Türkiye’den ise tek.
Promoqube’nin binlerce kilometre uzaktan Dünyadaki rakipleri ile rekabet etmesi gurur verici. Zaten bu kadar kısa süre içerisinde Türkiye’nin en büyük markaları ile çalışmayı başarmış bir şirketi yakında Global Projelere imza atarken görmek mümkün.
Yaptığımız kurguları, Dünya’da örnek alan birçok ajans biliyoruz. İşlerimizi Avrupa’dan takip eden markalardan teklifler alıyoruz. Hep daha fazla sonuç alabileceğimiz yeni kurgular deniyoruz. Türkiye’de sosyal medyanın gücüne inanıyoruz ve yatırım yapıyoruz. Bu sebeple, kendimiz gibi çalışanlara her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Bizimle çalışmak isterseniz bize her zaman ulaşabilirsiniz. Beraber çalışmak dileğiyle…
Dün Tivibu lansmanında dikkatimi çeken bir şey vardı. Biz teknolojiyi önden takip eden kişiler herkesi kendimiz gibi sanıyoruz. Dev şirketlerin ürettiği ürünleri sadece bizim için üretildiği yanılgısı içerisindeyiz. Aşağıda isim vererek birkaç eleştiriden bahsedeceğim. Amacım tartışma başlatmak değil, düşüncelerimi söylemektir, zaten eleştiri yapanların hepsi arkadaşım:
Tivibu şu anda Mac’de çalışmamasına eleştiriler geldi. (Ben de elimde Mac’imle takip ediyordum toplantıyı )Olcayto dedi ki hatta: “Biz baya kalabalığız yalnız.” Ya nasıl kalabalığız.Düzeltme: Olcayto’nun yorumunu yanlış anlamışım, yorumu başka bir cümle içinmiş. (Demek istediğim Olcayto’ya değil, Mac için program olmamasına gelen eleştirilere) O odada belki Mac kullananların oranı %50- 60′tır. O odanın dışına çıkın, Türkiye’de Mac kullananların oranı nedir acaba?
SunipeykTivibu’nun reklamı için dedi ki: Reklamındaki çocuklar öyle bilgisayarları başında toplanıp video izlemiyorlar, hepsi cayır cayır torrent, rapidshare’den indiriyorlar. Hangi reklam şirketi çektiyse o reklamı…
Ya nasıl indiriyorlar, biz herkes torrentlerden Lostlar, Flashforwardlar indirip herkes bilgisayarlarında bunları izliyor zannediyoruz. Böyle bir dünya yok! Bu dünya Friendfeed, Likemind çevresinde, genellikle iyi ingilizce bilen, yüksek tahsilli çevrede. Bu çevrenin dışına çıksan…
Türkiye Dünya’da en fazla online video izleyen ülkerlerin başında geliyor. Facebook’u bile video sitesi olarak kullanıyoruz. Eğer bu ülkede “Youtube’ye girmeyi bilmeyen mi var canım?” diye düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz.
Sarper çok mantıklı birşey söyledi: Ben Mikro Kredi için sürekli Doğuyu, Güneydoğuyu geziyorum. Önce oraları bir görmeniz lazım. Bir devlet üniversitesi yurduna gidip bakmak lazım, o çocukların kaçının bilgisayarı var, kaçı torrentten bir şeyler indiriyor.
İçinde bulunduğumuz bu miyopluk beni şaşırtıyor. Keşke herkes laptoplarından hatta Mac’lerinden internete girse, gençler teknoloji kurdu olsa… Türkiye’yi anlamak için erkeklere en büyük tavsiyem askere gitmeleridir. Koğuşta yanınızda yatan adamı hatırlayın. Türkiye o, biz değiliz.
Kitlelere hitap edilecek servisler onlara göre yapılıyor – yapılmalı- bize göre değil. Eğer servisler bize göre yapılsaydı o ürün niş bir ürün olurdu, kitlesel değil.
Her ne kadar sosyal ağlar üzerinde takipte kalma önemli olsa da yüzyüze görüşmenin yerini hiçbir şey tutamaz. Bu durum sosyal hayatta da iş hayatında da aynıdır. Arkadaşlarımızdan sosyal ağlar vasıtası ile kontakta kalırken, en büyük keyfi onlarla buluştuğumuzda almaz mıyız?
Aynı kural sosyal medyayı kullanan işletmeler için de geçerlidir: Sosyal medya takipçileriniz, hayranlarınız için sanal ortam ortak paylaşma mekanı olabilir ama asıl değer sosyal medya takipçilerini offline bir ortamda keyifle sohbet etmeleridir. Friendfeed – Likemind örneği bu keyfin çok güzel bir örneğidir. Ya da blog yazarları toplantıları, brunchlar, e-tohumlar… (Resmin Kaynağı)
Google Buzz, Friendfeed gibi değil. Gmail kullanan herkes Buzz’da. Liseden arkadaşlarımı gördüm demin. Friendfeed’in Facebook hali gibi. Oysa FF’te her şeyi bilen bir kaç bin kişiydik En büyük farkı bu.
P.S: Google Buzz’ın ne olduğunu bilmiyorsanız Webrazzi’den okuyabilirsiniz.
Bugün “Büyük Mor İnek” kitabını okudum yine. Okuduğum ilk gün kadar çok şey öğrendim. Giriş yazısını “Kim Olduğunuzu Yaptıklarınız Belirler” yazısında yazdım. Ama tabii ki daha anlatılması gereken çok şey var. Birkaç alıntı:
Eğer önceki işimde yeni ve ilginç bir şey yapmak için birinin emekli olmasını bekleseydim, büyük ihtimal hala bekliyor olurdum. Bunun yerine hızlı büyüyen bir şirkette çalışmak bana becerilerimi ve kariyerimi geliştirmek için pek çok imkan sağlamış oluyordu.
Nalbur dükkanınız için yeni stratejiler geliştirme zamanı değil, bunun için artık çok geç. En çok satan ürününüz beş yıl içerisinde demode olacak mı? Olacağına neredeyse eminsiniz değil mi? O zaman yeni bir ürün değişikliği için panik yapma zamanı dört yıl sonrası değil, şimdidir.
İnternet faydalı bir araç derler, internet her şeyi değiştirdi derim. Teşvike ihtiyacımız var derler, bir rüyaya ve hayalperestlere ihtiyacımız var derim. Radikal değişiklik on yıl alır derler, radikal değişiklik bir dakika alır derim. Abartıyorsun derler, bu sadece realite derim.
E-tohum Burak Hocam’ın inanılmaz emek verdiği “Türkiye’de internet sektörünün gelişmesi için” sarf edilen en büyük çabalardan bir tanesi. Bugüne kadar bu sektör için neler yapıldığını okuyunca inanması zor geliyor. İlk günlerinden beri tüm gücümle destekliyorum. Toplantılarına katılıyorum, çok şeyler öğreniyorum.
Bu senenin ilk 15 girişimi ise yarın ( 30 Ocak 2010 Cumartesi ) açıklanıyor. E-tohumun ne olduğunu buradan, yarınki toplantının detaylarını ise şuradaki yazıdan okuyabilirsiniz. Yarın görüşmek üzere.
Dünkü Webrazzi Gündem – Sosyal Medya Toplantısı oldukça keyifli geçti. Dokuz buçuk gibi salona geldiğimde zar zor yer bulabildim. Gerçekten böyle büyük bir salonu dolduracak bir organizasyon yapmak kolay değil. Arda’ya ve tüm Webrazzi ekibine tebrikler.
Aslında bugünün üzerine çok uzun bir yazı yazılabilir. Ama ben yorum yapmadan Gündemden aklımda kalan kilit cümleleri özetleyeceğim:
Farmville oynamak demek pazarlamanın geleceğini hissetmek demektir. (Özgür Alaz)
Sosyal Medya hava-i fişek gibi. Bir şeyler patlıyor, hepimiz bakıyoruz. (Serdar Kuzuloğlu)
Başarı hikayeleri yerine başarısızlık hikayelerini tartışmalıyız. (Serhad Akkılıç)
24 Saat televizyon izleyen televizyoncu olabilir mi? Burada sürekli Friendfeed’de, Twitter’da gezen insanlar sosyal medya uzmanı olabiliyor (Elif Dağdeviren)
Her yerden bir ajans çıkıyor. İyi bir stratejisti olmayan ajanslar maalesef batmaya mahkum. (Elif Dağdeviren)
Yolcu yok, hepimiz mürettebatız. (Hepimiz birer yayıncıyız) Selim Tuncer
Ajanslar ile muhattap olan marka yöneticilerinin yetkin olmaması büyük sorun. Marka stratejisi ajansa bırakılmamalı. Markaysan marka stratejini sen belirlemelisin, ajans da sana yardımcı olmalı. (Yüce Zerey)
Eğer ben Friendfeed’de “like eden” kişinin neden, hangi zihniyetle like ettiğini çözmüşsem o zaman etkili olurum. Bu işin felsefesine kafa yormak lazım, entellektüeli olmak lazım. (Yüce Zerey)
İçgörü kelimesi çok önemli. Ajans – Marka arasında işveren – tedarikçi değil beraber çalışılacak bir ilişki olması lazım. (Alemşah Öztürk)
Sosyal Mecranın sorunlarından biri de bu: Kalite Düşüklüğü. Diyalog dediysek o kadar da değil. (Selim Tuncer)
Türkiye’de Mobil Reklamcılık ile ilgileniyorsanız (ki bence gelecek vaat eden bir iş ile ilgilenmeyi düşünüyorsanız, ilgilenmelisiniz) Evrim Dirik’insunumunu mutlaka incelemelisiniz. Eğer çok vaktiniz yoksa yukarıdaki resim Türkiye’de Mobil Reklamcılık Pazar’ının çok iyi bir özeti niteliğinde.
Star Gazetesinde Gül, Sarkozy ve Obama’ya karşı başlıklı bir haber vardı Pazar günü. Haber güzeldi ama sonundaki sürpriz daha da güzeldi. Webrazzi yazılarımı okuyan bir gazeteci haberin sonunda Webrazzi’yi ve Beni şu şekilde refere etmişti: “Cankaya.gov.tr etrafında oluşan bu sirkülasyonun, yani bir web sitesinin böylesine ilgi çekmesinin “âlem-i web”de başka ne anlamlara geldiği hususunda ise -Türk siyasetinde uygulanabilirliği olmasa da- Webrazzi sitesi yazarlarından Hasan Başusta’nın notları belki bir fikir verebilir.”
ABD Başkanı Barack Obama, Beyaz Saray’a uzanan yürüyüşünde “sosyal medya” kavramı etrafında geliştirdiği operasyonlarla büyük bir ilgi ve malî güce, evet malî güce sahip olmuştu. Facebook ve Google’dan bizzat Obama’nın teklifiyle transfer edilen bililim ve sosyal iletişimin parlak isimleri, web ziyaretçilerini izleme kodu “analytics”ten de yararlanarak ABD’nin yeni başkanının belirlenmesinde küçümsenmeyecek bir etkiye sahip olurken, patronlarına, kimi günlerde 10 milyon dolar olmak üzere Beyaz Saray’a varış sürecinde ceman 500 milyon dolar bağış topladılar. Obama’nın şahsî sitesi ile Beyaz Saray’ın sitesi arasında oluşturulan etkin bilişim entegrasyonlarla da söz konusu liderin adı etrafındaki maddî ve manevî popülerlik halen web tabanlı olarak devam ediyor.
Konu ile ilgili yazılarımı okuma fırsatı bulamayanlar için buradan da link vereyim:
Bu hafta Hürriyet’in İnsan Kaynakları ekinde Zeynep Mengi, Yaratıcı CV üzerine bir haber yazıyordu. Benim de görüşlerimi yayınlamış, teşekkür ediyorum kendisine. 2007 yılında hazırladığım bu Video CV, şimdilerde çok komik gelse de o zamanlar kalabalıklar arasında fark edilmemi sağlamıştı.
Gazetede yayınlanan konu hakkındaki görüşlerim şöyle:
Youth Rep’e fikir insanı pozisyonu için başvuran Hasan Başusta, tecrübesi olmadığı için “Farklı bir şey yapmam gerektiğini biliyordum ve kendimi anlatan bir video CV hazırladım” diyor: “Mükemmel bir iş başvurusu değildi, sadece farklıydı. Aklıma geldi, hemen 1 saat içerisinde yapıp göndermiştim. Kağıda yazılan CV’lerden en önemli farkı, dikkat çekici olması. Bu tür bir CV ile işe başvurursanız yüzlerce rakibiniz arasından sıyrılmanız çok daha kolay olur. Zaten insan kaynakları yöneticilerinin bir CV’ye ayıracakları bir kaç saniyeleri var. O anda dikkat çekmelisiniz. Böyle bir CV’nin yaptığı etkiyi gördükten sonra bir daha sıradan bir CV hazırlamamaya karar verdim. Uluslararası şirketlerden yeni kurulan şirketlere birçok kurumda çalıştım, hiçbirine CV ile girmedim. Beni tanımak isteyenlere ise bloğumun ve sosyal ağ profillerimin adreslerini gönderdim. Bu adresler benim ile ilgili her türlü sorunun cevabını bir dosya kağıdı CV’den daha ayrıntılı bir biçimde veriyordu.”
Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? İşe yaratıcı bir cv ile mi yoksa dosya kağıdı cv ile başvurmak daha etkili olur?
Az önce “2020 Mobile Trends” raporuna denk geldim. Son slaytta, bahsedilen kavramlar toplu bir şekilde gösteriliyor. Vaktiniz ve merakınız varsa araştırma yapmak için güzel bir kaynak. Mobil Trendler nelerdir, nereye gidiyor diye düşünmeye başlayacaksınız, yukarıdaki listeyi Google’lamak ile başlayabilirsiniz. Ben öyle yapacağım.
P.S: Hepsini olmasa bile birkaç öne çıkan kavramı incelemenizi öneririm: Augmented Reality, Mobile Social Networks gibi…
Sosyal Ağlarda Dinleme yazımın üzerine bir güncelleme yapmak istedim. Aslında her ne kadar şu anda Dünya’da kabul edilmiş bir model olmasa da “sosyal ağlarda dinleme” göreceli olarak kolaydır. Asıl zor kısım ise internette markanız ile alakalı her konuşulan ile sizin için asıl değeri yaratan konuşmaları ayırt etmek ve o diyaloglara katılmak için yaptığınız stratejik iletişimdir. Birçok marka sosyal ağlarda nasıl cevap verilmesi gerektiği hakkında çok fazla bilgi sahibi değil. Prensip gereği kötü örnekleri yazmıyorum ama sonraki yazılarımda birkaç iyi örnekten bahsedebilirim.
Markanız hakkında gerçek zamanlı ne konuşuluyor anında öğrenebilirsiniz. ( Starbucks bu konuda güzel bir örnek. Bloğunuzda ya da mikro bloglarda Starbucks ile ilgili ne konuşuluyorsa marka size hemen geri dönüyor. )
Evet, Promoqube’ye bir junior arıyoruz. Direkt olarak benimle çalışacak, Özgür Alaz ile çalışma şansı yakalayacak.
1- Junior’umuzun görev tanımı yok, kendisi dijital pazarlama ile alakalı birçok iş yapacak. Çok araştıracak, çok öğrenecek. Gene de birkaç anahtar kelime vereyim: Sosyal Ağ Pazarlaması, Marka toplulukları geliştirme, dijital ölçümleme, online kampanyalar, online müşteri hizmetleri… ( Bu kavramları bilmeniz gerekmiyor, bizzat ben gösterebilirim. )
2- Aranan Şartlar: Yok. Ne mezunu olduğunuz, tecrübenizin olmaması önemli değil.
3- Peki ne arıyoruz? Vizyon sahibi olsun, gelecek vaat etsin, güvenilir olsun.
Yani ileride yerimize geçeceğine inandığımız birisini arıyoruz. Eğer bu iş bana çok uygun derseniz,
1- Her türlü online kimliğiniz – CV kabul edilmez – (Sosyal medya profilleriniz ve/veya bloğunuzun adresi… olabilir)
2- Neden? sorusunun cevabını yazdığınız mailinizi 28.12.2009 Pazartesi’ye kadar bana gönderin. (serbest kompozisyon hiç sevmezdim lisede, korkmayın bu sorunun doğru cevabı yok )
Peki şimdi nereye mail atıyoruz gibi bir soru soranlar, ( bana ulaşmak hiç zor değil ) hocam geç bunları kaç para maaş veriyorsunuz tarzı üslup sorunu olanlar baştan şanslarını zora sokabilirler.
1982' de doğdum. İstanbul ve Marmara'dan sonra İngiltere' de Pazarlama okudum. Blogumda 2006 yılından beri Yaratıcılık, Pazarlama, Reklamcılık ve Tasarım konularında "Değişik Düşünce'lerimi" paylaşıyorum. Bana hasan (at) hasanbasusta (nokta) com adresinden her zaman ulaşabilir, daha fazla bilgi için "buraya" tıklayabilirsiniz.