Verimlilik mi, Etkinlik mi?

“Efficiency is doing things right; effectiveness is doing the right things.” -Peter Drucker

Yani Türkçesi: Verimlilik, işleri doğru yapmaktır, etkinlik (etkin olma) ise doğru işleri yapmaktır. Peter Drucker.

Benzer bir şekilde “Lider doğru işleri yapar; Yönetici işleri doğru yapar” sözü ile çok yakın cümleler.

Bugüne kadar verimliliğin en önemli şey olduğunu düşünüyordum. Oysa verimlilikten daha önemli bir kavram var, ondan daha önce gelmesi gereken: Etkinlik. Önce doğru işleri yapmalıyız ki verimliliğin bir anlamı olsun, değil mi?

Bu iki kavram arasındaki fark yönetici ile lider arasındaki fark kadar açık…

Facebook’un Tavsiye Ettiği Tek Türk Ajans

Promoqube, Dünya’nın en iyi ajansları ile birlikte Facebook’un tavsiye ettiği ajansları listelediği “Preferred Developer Consultant” programına alındı.  Peki nedir bu program? Aslında bu programı Facebook’un kendi sözleri ile anlatmak daha doğru:

“We often hear from brands, celebrities, companies, and organizations who are looking for the best resources to start building an application on Facebook.com, optimize a Facebook Connect integration or build a Facebook Page. To help you accelerate your efforts, we are introducing the Preferred Developer Consultant program to connect people to the resources they need to build with Facebook products and technologies.”

Yani Facebook diyor ki; Biz sık sık markalardan, ünlülerden, ve şirketlerden Facebook’u nasıl daha etkin kullanabileceklerine , “en iyi” Facebook uygulamalarına, en iyi Facebook sayfalarını yapan ajanslara nasıl ulaşabileceklerine dair sorular alıyoruz. Bunun için sizi Facebook’un Tercih Edilen ( Tavsiye Edilen) Geliştirici Danışman Programı ile tanıştırmak istiyoruz ki markalar bu ajanslar ile buluşabilsin.

Bu adreste Facebook, Dünyadaki en iyi ajansları topluyor, bir listesini tutuyor ve kendisine başvuran markaların en iyi hizmeti almaları için en iyi ajanslar ile bizzat tanıştırıyor. Aslında, seçilmiş bir ajans olarak neden seçildiğimiz sorusunun cevabını da Facebook’tan alalım:

“You were chosen for the program because of a strong track record in your respective areas.  Facebook reviewed work samples, professional references, and company history to determine that you had a strong track record.”

Sonuç olarak, yaptığımız işler bizzat Facebook tarafından incelendi, profesyonel referanslar dikkate alındı ve alanımızda yapmış olduğumuz “güçlü” işler nedeniyle bu programa uygun bulunduk.

Süreçten biraz bahsedeyim: Aslında süreç aylar öncesine dayanıyor. Bu programı ilk duyduğumuzda hemen bugüne kadar yaptığımız işleri ayrıntılı anlatan linkler ile beslenmiş dosyamızı hazırladık ve Facebook’taki kontağımıza aşağıdaki metin ile başvurduk.

“Enclosed is the details of our application for Facebook Preferred Developer Consultant Programme. We helped a number of celebrities, companies and brands so far. And we believe that we can allocate our best resources for them in terms of capability, creativity and experience so that they can achieve the best possible online presence on Facebook.”

Emeğin çoğu Özgür ve Kaan ve Korhan’ın. Bu ajanslardan biri olarak seçilmemizde azıcık da olsa emeğim bulunduğu ve yazışmaları bizzat yürüttüğüm için gururluyum. Gururumun sebebi detaylarda gizli:

Bu Programda tüm Dünya’dan toplam 49 Ajans var.

Bu ajansların büyük bir kısmı – 36 tanesi – Amerika’da ve Facebook ile içiçe çalışan, toplantı yapan şirketler.

Avrupa’dan sadece 11 şirket var.

Türkiye’den ise tek.

Promoqube’nin binlerce kilometre uzaktan Dünyadaki rakipleri ile rekabet etmesi gurur verici. Zaten bu kadar kısa süre içerisinde Türkiye’nin en büyük markaları ile çalışmayı başarmış bir şirketi yakında Global Projelere imza atarken görmek mümkün.

Yaptığımız kurguları, Dünya’da örnek alan birçok ajans biliyoruz. İşlerimizi Avrupa’dan takip eden  markalardan teklifler alıyoruz. Hep daha fazla sonuç alabileceğimiz yeni kurgular deniyoruz. Türkiye’de sosyal medyanın gücüne inanıyoruz ve yatırım yapıyoruz. Bu sebeple, kendimiz gibi çalışanlara her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Bizimle çalışmak isterseniz bize her zaman ulaşabilirsiniz. Beraber çalışmak dileğiyle…

1000 Kişilik Bir Hayal

Benimle kitap okur musunuz etkinliği ve Düşün Taşın Kulübü her zaman gönülden destek verdiğim bir organizasyon. Daha önce de 13 Saniye’yi yazmıştım. Bu organizasyonda da gençler 13 Saniye gibi kitap okumanın önemine dikkat çekiyorlar. Bunu da şöyle yapıyorlar: Bir grup hayalci genç bir mekanda toplanıyor ve herkes kitabını açıp okumaya başlıyor.

Bu eylemlerinin(!) en önemlilerinden bir tanesi de yarın gerçekleşecek. 1000 kişi ile aynı anda kitap okuyarak Guiness’e güçlerini gösterecekler. Katılmak isteyenler 21 Şubat 2010 Pazar, saat 12.00-14.00 arasında Bayrampaşa Spor Kompleksinde bu gençşere katılabilir. Ayrıntılı bilgiyi Selim Çavuş’un bloğundan ve Dusuntasin.net’ten alabilirsiniz. Herkese bol okumalar, güneşli cumartesileri :)

Seth Godin’den Hayat Dersleri

Bugün “Büyük Mor İnek” kitabını okudum yine. Okuduğum ilk gün kadar çok şey öğrendim. Giriş yazısını “Kim Olduğunuzu Yaptıklarınız Belirler” yazısında yazdım. Ama tabii ki daha anlatılması gereken çok şey var. Birkaç alıntı:

Eğer önceki işimde yeni ve ilginç bir şey yapmak için birinin emekli olmasını bekleseydim, büyük ihtimal hala bekliyor olurdum. Bunun yerine hızlı büyüyen bir şirkette çalışmak bana becerilerimi ve kariyerimi geliştirmek için pek çok imkan sağlamış oluyordu.

Nalbur dükkanınız için yeni stratejiler geliştirme zamanı değil, bunun için artık çok geç. En çok satan ürününüz beş yıl içerisinde demode olacak mı? Olacağına neredeyse eminsiniz değil mi? O zaman yeni bir ürün değişikliği için panik yapma zamanı dört yıl sonrası değil, şimdidir.

İnternet faydalı bir araç derler, internet her şeyi değiştirdi derim. Teşvike ihtiyacımız var derler, bir rüyaya ve hayalperestlere ihtiyacımız var derim. Radikal değişiklik on yıl alır derler, radikal değişiklik bir dakika alır derim. Abartıyorsun derler, bu sadece realite derim.

Kim Olduğunuzu Yaptıklarınız Belirler

Siz ikinci dereceden işlerle uğraşacak birisi değilsiniz.

Bir asistan, bir idareci, ayak işlerinde kullanılan biri de değilsiniz.

Siz yetenekli bir insansınız. Aileniz ve toplum için önemli bir değersiniz.Bir şirkette fark oluşturacak kişisiniz.

Etki meydana getirmeye, arkanızda bir miras bırakmaya, seçkin işler çıkarmaya gücünüz var.

Siz kesinlikle sıradan değilsiniz.

Doğrusu siz dikkate değersiniz.

Şimdi acele edin. Kendinizi (ve bizleri) hayal kırıklığına uğratmayın.

Yukarıdaki yazı Seth Godin’in “Büyük Mor İnek” kitabının girişinden. Bu yazıyı her sabah kendinize okuyarak başlasaydınız, hayatınız daha farklı olur muydu? Peki ya Mor İnek’i ve Büyük Mor İnek’i okumadıysanız neler kaçırdığınızın farkında mısınız?

Zengin Olduğumda…

Süreyya Ciliv’in bloğunda Bill Gates’in ilham verici sözlerine rastladım: “Dünyanın en büyük servetini elde etme şansım oldu. Fakat ilk günlerden itibaren söylediğim gibi bu servetin hepsini dünya çocuklarının sağlığına ve eğitimine adayacağım.”
Yani kendi çocuklarına bırakmıyor. Kendi ailesine bırakmıyor. Kendi şehrine bırakmıyor. Kendi ülkesine bırakmıyor. Dünyanın çocuklarına bırakıyor. Bu inanılmaz bir insanlık örneği. Bu yüzden kendisi eşsiz bir insan.
Bir gün çok zengin olduğumda servetimin büyük kısmını -Bill Gates’den bir farkla- ülkemin çocuklarının sağlığına ve eğitimine harcayacağım. Türkiye’nin çocuklarının bu fonlara daha çok ihtiyacı var. Bu da kendime verdiğim bir söz olsun buradan. O zaman geldiğinde sanırım kendime başarılı diyebilirim.

Biz Sizi Tatmin Olmayasınız Diye Yetiştirdik!

Bir arkadaşım Türkiye’nin en iyi okullarında okumuş, şimdi de en güzide şirketlerinden birinde çalışmaktadır. Bir gün iş ile alakalı bir konuda Hocasına dert yanar.

Hocasının cevabı çok nettir: Böyle hissetmen çok normal. Çünkü biz sizi tatmin olmayasanız diye yetiştirdik.

Tatmin olmamak başarıların sebebi midir yoksa mutsuzluğun temeli midir?

Tatmin olmayıp o hızla bir şeyler yapmak, harekete geçmek midir hedef, yoksa tatmin olduğun için daha motive çalışmak mı?

Özetle, iyi bir şey midir, kötü bir şey midir tatmin olmak? Karar veremedim…

Ve bir çalışanı ne tatmin eder?

Proje Bazlı Çalışmak İstiyorum!

Proje Bazlı Çalışmak İstiyorum” son zamanlarda çevremde en çok duyduğum cümlelerden biri. Tercümesi şu: Bana bir proje verin, o projeden ben sorumlu olayım, istediğim zaman çalışayım. İstediğim zaman işten uzaklaşayım. Çıkıp arkadaşlarımla bir kahve içmeye gideyim, hiç kimse bir şey demesin, kimseye laf anlatmak zorunda kalmayayım. Gerekirse gecelere kadar çalışayım, fark etmez ama yeter ki ne zaman çalışacağımın kararını ben vereyim.

Bir şey dikkatinizi çekti mi? İnsanlar proje bazlı çalışmak istiyorlar ama bir şirket güvencesinde. Tanıdığım insanlar bu potansiyele sahipler, bir proje verseniz altından başarıyla kalkarlar. Ama fırsat bulamıyorlar. Ve proje bazlı dedikleri şey aslında esnek çalışma saatlerinden ibaret. Bu günlerde en büyük problemin kişilerin yöneticileri ile konuşma şansı bulamadıklarından kaynaklandığını görüyorum. Aslında, özellikle gençleri daha motive çalıştırmak mümkün, çok kolay bir yolu var. Ama günlük işler o kadar bastırıyor ki dört bir yandan bu yöneticilerde miyopluk oluşturuyor. Çoğu zaman sadece yakını görebiliyorlar ve en kötüsü çoğu bu dezavantajlarının farkında değil.

Online Reklamlarını Tazelemek İsteyen Var mı?

cay_vapurÇay tazelemek isteyen var mı? Vapurlarda yolun yarısını geçince çay satanlar bu sözü söylerler. Neden? Daha doğrusu neden tazelemek? Çünkü bilirler ki, çay içmek isteyenler vapura biner binmez çaylarını zaten almışlardır. 20 dakikalık yolun 15. Dakikasında çay isteyen birisi büyük ihtimalle çayını tazeliyordur.

Tüm online reklamlara tıklayan kişilerin %84’ü aynı kişiler (Seth Godin) Bu şu demek: Eğer hedef kitleniz bu %16’daysa çok iyi yöndesiniz. Ama değilse – ki bu daha büyük ihtimal- o zaman başınız dertte, özellikle online reklamlardan medet umuyorsanız. Sormak istediğim: Online reklamlarını tazelemek isteyen var mı? Ya da daha dramatik bir sesle: Sesimi duyan var mı?

Artık Özgür Alaz ile Çalışıyorum

Uzun zamandır Sosyal Medya alanında araştıran, okuyan, içerik üreten bir kişi olarak bütün isteğim bu alanda çalışmaktı. Beni bloğumdan, Friendfeed’den ve Webrazzi yazılarımdan tanıyan birçok değerli şirket / ajans bana Sosyal Medya odaklı işler teklif ediyorlardı.

Ben ise hem Adobe dolayısı ile hem de biraz daha erken olduğunu düşündüğüm için beklemeyi tercih etmiştim. Uzun zamandır bu konulara meraklı bir blog yazarı olarak Türkiye’de interneti en iyi bilenlerden  ikisinin Arda Kutsal ve Özgür Alaz olduğunu düşünüyordum. Ne mutlu ki bana 2009 bitmeden her ikisi ile de çalışma fırsatı buldum.

Picture 2

Evet, artık Özgür Alaz ile birlikte Promoqube’de çalışıyorum, Türkiye’deki en büyük ve en zor markaların yöneticisi olarak. Buradaki enerjimizi Türkiye’den en iyi sosyal medya kampanyalarını yapmaya ve bu kampanyalar ile Dünya’ya örnek olmak için harcayacağız. Ve hemen değil ama eminim ki başaracağız :)

Bir Fark Yaratmanın Yolu

vodoo donut

Eğer bir fark yaratmak istiyorsanız bunu diğerlerinin yaptığından çok az daha iyisini yaparak yapamazsınız. Yaratıcılığınızı kullanarak tamamen farklı bir şey yapmalısınız. Bu yanda gördüğünüz Vodoo Donut gibi.

Vodoo Donut Amerika’da son zamanlarda çok popüler hale gelmiş bir küçük bir Donut Dükkanının son derece yaratıcı ürünü. Bu Donut size çubuğu ile birlikte veriliyor ve siz bu çubuğu Donut’ın kalbine sapladığınızda içinden böğürtlen reçeli akıyor. Pek hoş olmasa da interaktif ve kreatif.

Eğer yeni bir Donut dükkanı açacaksınız Dunkin Donuts’tan % 5 kaliteli ve %3 ucuz olarak piyasaya girerek bir yere varamazsınız diyor “Made to Stick”in yazarı Dan Heath. Tamamen katılıyorum. Bambaşka bir şey yapmak lazım. Yandaki gibi, çok düşünmeden, çok vakit harcamadan. Basit ve eğlenceli.

İşinde Mutsuz musun?

Sizce hangisi daha önemli?

View Results

Loading ... Loading ...
mutluluk

Zor bir seçim ama bana göre bu sorunun doğru cevabı mutlu olmak. Hayatta mutlu olmak ise büyük ölçüde işimizde mutlu olmamıza bağlı. Çoğu insan için işte kötü bir gün geçirdiğimiz zaman sağlıklı olmamızın bir önemi yoktur, sevdiklerimizin hayatta olmasının bile. Sonuçta, insanız işte. Duygularımız var, olmalı da. Ama bizim kontrolümüzde, hayatın akışında değil.

Batı Dünyasındaki 24 gelişmiş ülkede son 50 yılda ortalama gelir 3 katına çıkmasına rağmen mutluluk %40 azalmış. Demek ki burada yanlış giden bir şeyler var. İnsanlar işinde mutlu olmadığı halde sadece geliri için çalışmaya devam ediyor. Büyük ihtimalle bu insanlardan biri de sensin. Neden? Sebebini söyleyeyim. Çünkü o iş görüşmesine giderken ilk olarak ne kadar maaş alacağını düşünüyordun. Ne iş yapacağın, kiminle çalışacağın çok umurunda değildi. Ve bir şekilde işe alındın. Benim tavsiyem eğer böyle bir işte çalışıyorsan: İŞİNİ BIRAK. Tabii, senin için söylemesi kolay. Hiç de değil. Ama tavsiyem, işini bırak ve evde otur değil. Sevdiğiniz işi bulmak için çaba sarf et. Eğer, hangi işte mutlu olacağının cevabını veremiyorsan, kendine şu soruyu sor: Eğer para kazanma problemim olmasaydı ne iş yapmak isterdim?

O kadar çok insan görüyorum ki, hem bulunduğu durumdan şikâyetçi olan, hem de bu durumu değiştirmek için hiçbir şey yapmayan. Yatak testinden geçemeyen… ( Yatak testi: Sabah yatak mı seni kendine doğru çekiyor, işin mi) Eğer işini sevmeden orada çalışıyorsan, gideceğin yön ne yatak ne de işin olmalı. Gideceğin yönü kendin belirlemelisin, bu konuda sana kimse yardım edemez kendinden başka.

NOT: Hergunbiri.com’ da 1 Aralık 2009 tarihinde yayınlanan yazımdır.

Çok Başarılı Bir Facebook Kampanyası: Ikea

Son zamanlarda gördüğüm en başarılı Facebook kurgusu. Halihazırda herkesin kullandığı etiketleme özelliğini kullanarak kampanyanın Facebook’ta dağıtımı tek kelime ile zekice.

Sosyal Medya’da Var Olan En İyi 15 Marka

Top-15-Brands-Social-Media-PresenceDünya’da Sosyal Medya’yı ciddiye alan markaların takipçileri hızla artıyor. En çok takipçisi olan markaları yukarıda görebilirsiniz. Özellikle Coca-Cola’nın 4 milyona yaklaşan Facebook Fan sayısı ve Google’nin 2 milyona yaklaşan Twitter takipçisini yönetmek için Sosyal Medya ekibine sürekli yeni çalışanlar katılıyor. Türk markalarında ise henüz böylesine rakamlar görmek mümkün olmasa bile birkaç lokal başarılı örnek var, onları da önümüzdeki günlerde yazacağım.

Sina Afra’dan İnternet Girişimcileri için Tavsiyeler

sina afra etohumBu akşam E-bay Türkiye temsilcisi Sina Afra’yı dinledik e-tohumda. Kendisi inanılmaz içgörülerde bulundu. Bu sektör ile ilgilenen herkes için çok değerli bilgiler verdi, çok önemli düşüncelerini paylaştı. Aşağıda satırbaşlarını vereceğim her bir konu tekrar tekrar okunmalı, üzerine düşünülmeli ve uygulanmalı.

• Türkiye Dünya’da en hızlı büyüyen 3. internet pazarı

• Türk internet pazarında 2 kırılma noktası var. 1. nokta 2006-2009 arasında gerçekleşen yatırımlar (E-bay- Gittigidiyor, Cember.net-Xing) gibi ve Google’nin Türkiye’de ofis açması. İkinci nokta ise henüz gerçekleşmedi. Bu nokta Yatırım Sermayecilerinin ( Venture Capitalist) Türkiye’ye gelmesi. Bunun da 2012 yılında gerçekleşeceğini öngörüyorum.

• En büyük yatırımcıların bulunduğu ülekeler sırası ile 1. Amerika 2. İngiltere 3. İsviçre Buradaki yatırımcıların iki şansı var. Bir Amerika’da bir sonraki Google’ye yatırım yapmak ki bu çok riskli ya da henüz Türkiye gibi doymamış bir pazardaki internet şirketlerine karlı yatırımlarda bulunmak. Yatırım sermayecileri için Türkiye bulunmaz bir fırsat.

sina afra burak buyukdemir hasan basustaWebrazzi’nin ingilizce versiyonunu (Webrazzi Global) açması inanılmaz değerli. Webrazzi- Techcrunch Meet-up’lar inanılmaz değerli. Bununla da yetinmemeliyiz. Almanca, Fransızca Yatırım Sermayecilerinin takip edeceği, Türkiye’deki pazarı takip edebilecekleri bloglar açmalıyız ki 2012 yılında buraya Yabancı Girişim Sermayecileri geldiğinde bilgi sahibi olsunlar.

E-bay’in kurucusu yeni bir iş kurmamış ama 45 ayrı şirkete melek yatırımcılık (angel investors) yapmış. Türkiye’de yatırım melekleri ise çok yeni gelişiyor.

• Türkiye yatırımcılık açısından şu anda kısır döngüde. 300.000 dolarlık bir yatırım için Almanya’da şirketin %5-7′lik hisseye talip olurken, Türkiye’de %80′lik hisse teklif ediliyor.

•Paypal 2010′da Türkiye’ye gelecek. ( Sina Bey bunu daha önce açıklamıştı)

• Değişik hedef kitlelere yönelik internet siteleri kurmak lazım. Mesela iş arayanlar için Kariyer.net var ama part-time iş arayanlar için bildiğim kadarıyla bir site yok. Bu model Almanya’da ve Amerika’da işe yarayan bir model. Türkiye’de birçok konuda boşluklar var, özellikle dikey anlamda.

• Türkiye’de arkadaşlık siteleri çok gelişmiş. Arkadaş arayanlar için, evlenmek isteyenler için, tesettürlü eş arayanlar için gibi birçok farklı hedef kitlelere başarıyla hizmet veren siteler var.

•Bir internet girişiminde 3 kritere bakarım:

1. Fikire ve insana bakarım

2. Ölçeklenebilirliğine bakarım

3. Gelir modeline bakarım

E-ticaret anlamında fikir bulmak istiyorsanız Güney Kore’ye bakın. Dünya’da Amerika’dan sonra en gelişmiş pazar Güney Kore’dedir. İngiltere ile başabaş, Almanya’dan büyüktür.

←Önceki