Augmented Reality ( Arttırılmış Gerçeklik) özellikle 2011′de bizi en çok meşgul edecek konuların başında geliyor. Sadece pazarlamayı değil, Dünya’yı değiştirecek bir teknoloji. Ülkemizde ilk örneklerini görüyoruz ve heyecanla yaygınlaşmasını bekliyoruz.
Türkiye’de Mobil Reklamcılık ile ilgileniyorsanız (ki bence gelecek vaat eden bir iş ile ilgilenmeyi düşünüyorsanız, ilgilenmelisiniz) Evrim Dirik’insunumunu mutlaka incelemelisiniz. Eğer çok vaktiniz yoksa yukarıdaki resim Türkiye’de Mobil Reklamcılık Pazar’ının çok iyi bir özeti niteliğinde.
Az önce “2020 Mobile Trends” raporuna denk geldim. Son slaytta, bahsedilen kavramlar toplu bir şekilde gösteriliyor. Vaktiniz ve merakınız varsa araştırma yapmak için güzel bir kaynak. Mobil Trendler nelerdir, nereye gidiyor diye düşünmeye başlayacaksınız, yukarıdaki listeyi Google’lamak ile başlayabilirsiniz. Ben öyle yapacağım.
P.S: Hepsini olmasa bile birkaç öne çıkan kavramı incelemenizi öneririm: Augmented Reality, Mobile Social Networks gibi…
Bu akşam E-bay Türkiye temsilcisi Sina Afra’yı dinledik e-tohumda. Kendisi inanılmaz içgörülerde bulundu. Bu sektör ile ilgilenen herkes için çok değerli bilgiler verdi, çok önemli düşüncelerini paylaştı. Aşağıda satırbaşlarını vereceğim her bir konu tekrar tekrar okunmalı, üzerine düşünülmeli ve uygulanmalı.
• Türkiye Dünya’da en hızlı büyüyen 3. internet pazarı
• Türk internet pazarında 2 kırılma noktası var. 1. nokta 2006-2009 arasında gerçekleşen yatırımlar (E-bay- Gittigidiyor, Cember.net-Xing) gibi ve Google’nin Türkiye’de ofis açması. İkinci nokta ise henüz gerçekleşmedi. Bu nokta Yatırım Sermayecilerinin ( Venture Capitalist) Türkiye’ye gelmesi. Bunun da 2012 yılında gerçekleşeceğini öngörüyorum.
• En büyük yatırımcıların bulunduğu ülekeler sırası ile 1. Amerika 2. İngiltere 3. İsviçre Buradaki yatırımcıların iki şansı var. Bir Amerika’da bir sonraki Google’ye yatırım yapmak ki bu çok riskli ya da henüz Türkiye gibi doymamış bir pazardaki internet şirketlerine karlı yatırımlarda bulunmak. Yatırım sermayecileri için Türkiye bulunmaz bir fırsat.
• Webrazzi’nin ingilizce versiyonunu (Webrazzi Global) açması inanılmaz değerli. Webrazzi- Techcrunch Meet-up’larinanılmaz değerli. Bununla da yetinmemeliyiz. Almanca, Fransızca Yatırım Sermayecilerinin takip edeceği, Türkiye’deki pazarı takip edebilecekleribloglar açmalıyız ki 2012 yılında buraya Yabancı Girişim Sermayecileri geldiğinde bilgi sahibi olsunlar.
• E-bay’in kurucusu yeni bir iş kurmamış ama 45 ayrı şirkete melek yatırımcılık (angel investors) yapmış. Türkiye’de yatırım melekleri ise çok yeni gelişiyor.
• Türkiye yatırımcılık açısından şu anda kısır döngüde. 300.000 dolarlık bir yatırım için Almanya’da şirketin %5-7′lik hisseye talip olurken, Türkiye’de %80′lik hisse teklif ediliyor.
•Paypal 2010′da Türkiye’ye gelecek. ( Sina Bey bunu daha önce açıklamıştı)
• Değişik hedef kitlelere yönelik internet siteleri kurmak lazım. Mesela iş arayanlar için Kariyer.net var ama part-time iş arayanlar için bildiğim kadarıyla bir site yok. Bu model Almanya’da ve Amerika’da işe yarayan bir model. Türkiye’de birçok konuda boşluklar var, özellikle dikey anlamda.
• Türkiye’de arkadaşlık siteleri çok gelişmiş. Arkadaş arayanlar için, evlenmek isteyenler için, tesettürlü eş arayanlar için gibi birçok farklı hedef kitlelere başarıyla hizmet veren siteler var.
•Bir internet girişiminde 3 kritere bakarım:
1. Fikire ve insana bakarım
2. Ölçeklenebilirliğine bakarım
3. Gelir modeline bakarım
• E-ticaret anlamında fikir bulmak istiyorsanız Güney Kore’ye bakın. Dünya’da Amerika’dan sonra en gelişmiş pazar Güney Kore’dedir. İngiltere ile başabaş, Almanya’dan büyüktür.
Türkiye’de dijital pazarlamaya en çok ilgi duyan insanlardan birisi olarak daha önce Webrazzi’de yazdığım Young Guns’ın ofisinde olmaktan oldukça keyif aldım. Bugün finale kalan 25 gencin sunumlarını Uğur Özmen, Yüce Zerey, Project House’nin kurucuları Cüneyt, Serhat ve Sinan Günal, Ülker’den Dilek Ergenekon, Devletşah – Barış Özcan, Hakan Şenbir, Tuğçe Esener, Cabbar ile aynı toplantı odasında geleceğin dijital pazarlama silahlarını dinlemek oldukça heyecan vericiydi. Ayrıca, Türkiye’de Dijital Reklamcılığın geleceğini anlamam açısından da oldukça yararlıydı.
Artık bu günün sonunda şunu biliyorum: Dijital mecraya inanan, maddi manevi destek olan, gençlere arka çıkan insanlar var bu ülkede. İnanılmaz derecede şık, her gencin çalışmak isteyeceği keyifli bir ortam yaratmışlar. Harika çalışma ve oyun alanları var. Play Station, Langırt bir yana ben en çok Street Fighter’a bayıldım. Beni çocukluk yıllarıma götürdü
Aralarında müthiş gençler vardı, her biri ayrı bir zeka pırıltısıydı. Yüzden fazla kişi arasından ilk yirmi beşe kalmışlar, şimdi de ilk altıya kalmak için uğraşıyorlardı. Benim kişisel olarak en beğendiğim arkadaştan örnek vereceğim aşağıda. Diğerleri hakkında yorum yapmayayım, haksızlık olmasın. Grup olarak da çok iyiydiler ama özel olarak bu arkadaş dijital konusunda diğerlerinden daha bilgiliydi. Neden daha iyiydi diye sordum kendime. Cevabı 3 ana maddeye indirdim. Young Guns bir maraton olduğuna ve sürekli yenileneceğine göre bu 3 madde yeni seçilecek Genç Silahlara fayda sağlayabilir. ( Hemen belirteyim, bunlar tamamen kişisel görüşlerim, ben jüri üyesi değilim ve tabii ki görüşlerimin hiçbir etkisi ve bağlayıcılığı yok. )
1. Risk alma ve kendine güven: Hedefleri tutturamadığımızda müşteriden para istemeyeceğiz diye bir iddaa ile çıktılar. Tecrübesiz bir takım için oldukça büyük bir iddaa, altını doldurmak gerekiyor ama tebriği de hak ediyor.
2. Konuya hakimiyet: Bütün gruplar içinde mikro site, augmented reality, Iphone application, sosyal medya, bloglar, SEO, SEM kelimelerini en yerinde kullanan gruptu. Aslında sunum süresi kısa olduğu için sadece ne yapacaklarını anlattılar. Nasıl yapacaklarını bile anlatmadılar ama bu kadarı bile yeterli oldu.
3. Kelime seçimi: Kelime seçimleri özenliydi. Bazen cümledeki tek bir fazla kelime bütün cümleyi bozabilir. Örnek veriyorum: Sosyal Medya ile falan bayaa ilgiliyimdir cümlesindeki tek bir kelimenin bu cümleyi ne kadar bozduğunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. İlginç olan ise çoğu gencin buna konuşma dilinde dikkat etmemesi. Nerede çalışıyorsunuz sorusunun cevabı “Project House şirketinde” veya “Project House diye bir şirkette” şeklinde cevap vermek karşı tarafta bambaşka iki duygu uyandırır.
( Bir de herkes birbirine bakarken, ortaya çıkan ve sorumluluk alan arkadaşı takdir ettim. Neredeyse sunum boyunca hiç konuşmadı ama en zor anda ortaya çıktı. Çok anlık bir şeydi. Gene de çabasını yeterli bulmadım, ben olsam yedek soyundururdum.)
Peki ne yapmamalı. Gözlemlerimi gene 3 ana maddeye indirdim:
1. Kesinlikle, ne olursa olsun, sözlere bahane ile başlamamalı. Anında üstünüz çizilir. Bazıları daha şanssız gruptaydı, bazıları sayı olarak eksikti ama karşı taraf genellikle bunu pek düşünmez. Burada her şeye rağmen… kuralı geçerlidir. Biliyorum kolay değil ama mümkün olduğunca “çok heyecanlıyım” da demeyin. Zor olsa da heyecanınızı kontrol etmeyi öğrenmelisiniz.
2. Gençlerin doğal olarak kurumsallıktan hiç haberleri yok. Bazıları reklam nedir, pazarlama nedir, müşteri nedir, brief nedir hiç bilmiyorlar. Rakiplerini hiç duymamışlar. Bu anlaşılabilir bir şey ama bunlardan haberdar olan birisi de arkadaşların birkaç adım önüne geçerdi. Yapmanız gereken tutkunuz olduğunu iddaa ettiğiniz konuda biraz bilgi sahibi olmanızdı.
3. Neredeyse hiçkimse “Farkınız Ne?” sorusuna doğru düzgün bir yanıt veremedi. Yaratıcıyız, genciz cevabı bir farklılık değildir. O zaman karşı taraf herkes yaratıcı, herkes genç dediğinde söyleyecek daha güzel bir şey bulmalısınız.
Daha da yüzlerce şey yazabilirim ama sanırım ne demek istediğimi anladınız. Her şeye rağmen bu arkadaşlar çok akıllılar, çok gençler ve öğrenecekleri çok şeyleri var. Seçilen seçilmeyen herkes zaten ön elemeyi geçti, yakın gelecekte hepsi ile bir yerlerde eminim tekrar karşılaşırız. Hepsini tebrik ediyorum ve bu müthiş organizasyon için Project House ekibine ayrıca tebriklerimi sunuyorum.
Barrack Obama’nın etkiliyici bir konuşmasının tam metnini okuyordum. Daha sonra bu yazılardan ziyade konuşmanın kendisini görmek istedim, vurguları, ses tonu ve vücut dili ile ve kalktım internetten videosunu izledim.
İşte o zaman şu anda teknolojisi hazır olan bir oluşumun yakın zamanda hayatımıza nasıl etki edeceğini düşündüm. Pdf teknolojisi içerisinde video oynatmaya izin veren, dahası flash animasyon oynatan bir teknoloji günümüzde yaygın olmasa da kullanılıyordu. Ama bir kitap halinde üretilmişi bildiğim kadarı ile yoktu. Amazon Kindle gibi bir kitap okuyucusunda bu tarz kitapları okuduğumu hayal ettim.
Yakın zamanda, e-kitapların şu pdf belgesindeki ( ücretsiz Adobe Reader 9 ile bir göz atabilirsiniz) gibi özelliklerle daha interaktif olacağını düşünüyorum. Daha detaylı bilgi için Webrazzi yazımı okuyabilirsiniz.
Aslında çoğu zaman önemli şeylerden bahsediyorsun; mutsuz insanların nasıl daha mutlu olabileceklerini tartışıyorsun, ideal bir yaşamın nasıl olması gerektiğinden bahsediyorsun. Karşında ise, çoğu zaman düşüncelerini paylaştığın için teşekkür eden insanlar bulamıyorsun. Sanki birçoğu ideal bir yaşamın olduğunu dahi kabul etmek istemiyor. Çünkü biliyorlar ki eğer ideal bir yaşam varsa, bugüne kadar yürüdükleri yol onları bu ideal yaşama götürmeyecek. Yani, bunun için değişmeleri gerekecek. Ve çok ilginç, bazı insanlar ne kadar acı çekerlerse çeksinler, bunu değişimin yaratacağı korkudan daha az acı verici görüyorlar. Değişim korkutucu ama ya değişmezsen ve sürdürdüğün yaşam tarzına ölene kadar devam edersen bu değil mi asıl korkutucu olan?
Sana sürekli iki argüman sunuyorlar. Birincisi, eğer ideal yaşamın basit bir formülü varsa neden herkes ideal bir yaşam sürmüyor? İkincisi, madem bu kadar kolay, sen neden ideal bir yaşam sürmüyorsun?
Peki senin argümanların yeterli mi? Pek değil, ideal yaşamın formülü belli. Bunu herhangi bir gereğinden fazla popülarize olmuş kişisel gelişim kitabında bulabilirsin. Büyük düşüneceksin, hedeflerini belirleyeceksin, çok çalışacaksın, yılmayacaksın, sonucu alana kadar devam edeceksin vs. vs. vs. İdeal yaşam onları bilmekle, okumakla hatta yazmakla olmuyor. Türkçeye çevirdiğimde anlamını yitirmesinden korktuğum bir cümle var: “ It is common sense, but not common practice“ Başarılı olmanın sırrını bilmeyen yok, gördüğüm en başarısız adama bile sordum nasıl başarılı olunabileceğini. Herkes biliyor. Zorluk insanın bildiğini yapmasında…
Peki madem bu kadar kolay, sen neden ideal bir yaşam sürmüyorsun? Birincisi, evet o kadar kolay. Bu üzerinde çok çalışmamak gerektiği anlamına gelmiyor. Yarın gerçekleşeceği anlamına da. Sadece bu sürecin gerektirdiği adımları sabırla atmayı gerektiriyor. Her gün kendini biraz daha geliştirmeyi… Sen iyi gidiyorsun, bu yoldan dönmeyeceksin ve büyük adam olacaksın, bu belli. O yüzden eskiden kızdığın ama artık anlayışla karşıladığın o insanların sözlerini dinlememekle işe başlayabilirsin. Peki sen kimin sözlerini dinleyeceksin? Tavsiyelerini aldığın insanların çoğu ölü, yaşayanların büyük kısmı da yabancı. Kendine, ülkene ve diğer insanlara daha hızlı yardımcı olabilmen için senin acilen bu satırları okurken kafa sallayan, sana ilham kaynağı olacak bir akıl hocasına ihtiyacın var.
Google Wave’yi kullanmamıza çok az zaman kaldı. 30 Eylül’den itibaren ilk davetiyeler gönderilmeye başlanacak. Eğer Google Wave’nin ne olduğunu bilmiyorsanız kısaca bahsedeyim: Google Wave ile
* Bir e-posta aynı anda birden çok ekranda da görüntülenebiliyor. (Anında mesajlaşma gibi)
* E-postanın içindeki iki paragrafın ortasına cevap yazabiliyorsunuz.
* Yazdığınız yorumları isterseniz bloglarınızda eşzamanlı olarak paylaşabiliyorsunuz.
* Son derece gelişmiş bir otomatik kelime düzelticisine sahip. Örneğin “icland is an icland” cümlesini “Iceland is an island” olarak düzeltiyor.
* Resim eklemek için sürükle – bırak özelliği entegre edilmiş.
* Google Translate (Çevirici) özelliği entegre edilmiş. Artık e-maili yazarken karşı tarafa aynı anda başka bir dilde göndermeniz mümkün.
* E-posta içerisine Google Video ve Google Maps entegre edilerek başka bir siteye gitmemize gerek kalmadan çalışabiliyor. Üstelik bir Google haritasında aynı anda çalışıp karşılıklı yorum yazabiliyorsunuz.
* Sosyal ağlara ve mikro-blogging sitelerine tek tuşla bağlanabiliyorsunuz.
* Proje açık kaynak kodlu ve şimdiden Twitter eklentisi mevcut.
Eğer daha fazla bilgi edinmek isterseniz bu konu ile ilgili Webrazzi yazımı okuyabilir ve davetiye için şuradan listeye girebilirsiniz.
Geçenlerde piyasada bilinen bir ajans bana ileri derecede Action Script bilen birilerini tanıyıp tanımadığımı sordu. Ben de tanıdığım olmadığını ama şirkettekilere ( Adobe ) bir soracağımı söyledim. Adobe’ de de aldığım cevap şaşırtıcıydı:
“İleri derecede Action Script bilen birisini herkes arıyor ama ne yazık ki çok fazla yok. İyi derecede bilenlerin hepsi de zaten iyi bir yerlerde çalışıyor.”
Türkiye’ de Sosyal Medya ve Dijital Pazarlama geliştikçe Action Script’e ilgi artıyor ve bu ilgi gelecek yıllarda bu ilgi daha hızlı artmaya devam edecek. Bu işin profesyoneli şu anda çok fazla yok, yani rekabet başlangıç seviyesinden sonra hızla azalıyor. Piramitin aşağısı kalabalık ama yukarıda çok az insan var.
Eğer kariyerinize yeni başlamış ya da başlayacak bir yazılımcıysanız size bir tüyo vereyim: Action Script öğrenin. İyi derecede öğrenin hem de. Piyasanın en aranılan yazılımcılarından birisi olursunuz.
Eğer kendinize güvenen bir Action Script’çi iseniz bana mail atın (hasan “et ” hasanbasusta . com ) özgeçmişinizi ajansa göndereyim
Ortalama bir Amerikalı 245 reklam mesajıyla karşılaşıyor her gün. Ayda 7485 mesaj eder. Herkes reklam yaptı, oyunun kuralı buydu. İnsanlar mesajları absorbe etti bir süre için. Aslında bu süre baya uzun sürdü. İnsanlar sıkıldı. Bir süre sonra reklam onlara bir şey ifade etmemeye başladı. Televizyonda görünce kanal değiştirdiler, bilboardda görünce kafalarını çevirdiler. Pazarlama iletişimi değişmeye başladı. İnsanlar dinlemediler. Ta ki kendileri isteyinceye kadar.
Ve geleneksel pazarlama yara aldı. Ölmedi ama can çekişiyor. Sonra, insanlar merak ettikleri markaların peşine düşmeye başladılar. Google’ da arattılar, web sitelerine girdiler. O zaman bile iletişim tek yönlüydü. Daha sonra dijital araçlar geldi. İnsanlar sosyal medyada kalabalıklar oluşturmaya başladıkça markaların dikkatini çektiler. Facebook’ ta grup kurdular, uygulamalar geliştirdiler. Cebimize kadar girdiler, Twitter’ dan iletişime geçtiler. Bloglar yazdılar, yorumlar aldılar. Aralarında başarılı olanları müşterilere içerik yarattırdılar, diyaloga geçtiler. Kitlesel iletişim geride kaldı, bireysel iletişime geçildi. İnsanlar markaları tekrar dinlemeye başladılar. Ta ki yeni bir yol bulunana kadar, o yeni yol ne miydi…
Webrazzi için yazdığım şu yazıda Comscore’ un 4. Dalga Raporunu okudum ve analiz ettim. Bu rapor Türkiye açısından gayet olumlu rakamlardan oluşuyor ve Sosyal Medya’ nın Türkiye’ de geleceğinin daha da parlak olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin genç nüfusu ve hızlı internet adaptasyonu en büyük avantajımız. Avrupa’da ilk onda yer aldığımız ender konulardan bir tanesi internet ve sosyal medya. Eğer bu konularda kendinize yatırım yapıyorsanız geleceği yakalamışsınız, hız kesmeyin doğru yoldasınız. Şimdi rakamlara bir göz atalım:
ComScore’ un raporunda değerlendirilen 17 Avrupa ülkesi arasından 40 milyon kullanıcı ile en büyük popülasyona sahip Almanya’yı 36.8 milyon ile İngiltere ve 36.3 ile Fransa takip ediyordu. Türkiye bu sıralamada 17 milyon kullanıcısı ile 7. sırada yer alıyordu. Bu raporda da benzer rakamlar karşımıza çıkıyor. Aktif internet kullanıcıları yaklaşık olarak tüm internet kullanıcılarının 1/3′üne denk geliyor. Türkiye 4,8 milyon aktif internet kullanıcısına sahip ve Avrupa’da 9. ülke konumunda. Ayrıca raporda Türkiye’nin internet penetrasyonunun %35 ile 38 ülke arasında 28. olduğu belirtilmiş.
Son derece sosyal olduğunu bildiğimiz Türk internet kullanıcıları araştırmaya göre Avrupa’ da en fazla sosyal ağ profiline sahip 8. popülasyon. Dünyadaki aktif internet kullanıcıların yaklaşık 2/3′ü bir sosyal ağa katılmış durumda. Gördüğümüz kadarı ile bu oran Türkiye’de dünya ortalamasının bir hayli üzerinde.
Bir diğer dikkat çeken konu da sosyal medyanın artık mobil hale geliyor olması. Aktif internet kullanıcılarının %17’si sosyal medyaya cep telefonlarından ulaşıyor.
Eğer birisi bana gelip ne yapacağını bilmediğini söyleseydi onlara Sosyal Medya ve İnternet konusunda uzmanlaşmalarını söylerdim. 5 sene içerisinde yatırdıklarından fazlasını alacaklarına eminim, özellikle internete cepten ulaşanların oranı %17′ lerden çok daha yukarılara çıkmaya başladığı zaman…
Salı günü Xing’ in düzenlediği Jason Goldberg’ in konuşmacı olduğu etkinlikteydik. Jason’ un yaptıklarını, felsefesini ve bakış açısına hayran kaldım. Webrazzi’ de yazdım bunu, oradan ayrıntılı olarak okuyabilirsiniz. Burada yazacağım ise “Dev şirketlerin iş yapma biçimlerindeki değişim”
Dev bir şirkette çalışmak girişimciliğin ruhuna aykırı değil mi? Neden böyle bir insan dev bir şirkette çalışmayı kabul etsin ki? Konferans sonrası Webrazzi.tv için yaptığım röportajda sorduğum sorulardan bir tanesi de buydu. Cevabı ise beni tatmin etti. Maalesef, siz bunun ceabını almak için montajın bitmesini bekleyeceksiniz
Ama bu cevaptan şöyle kısa bir sonuç çıkarttığımı söyleyebilirim: Dev şirketler daha hızlı hareket edebilmek için girişimcileri üst düzey yöneticiliklere yerleştiriyorlar ve karışmıyorlar. Dahası, bu şirketler daha çok hata yapıyorlar, deneme yanılma yöntemini izliyorlar. Aynı küçük şirketler gibi. Eskiden büyük bir şirketin yaptığı hata skandal olurken şimdi normal karşılanıyor. Seth Godin’ in “Small is the New Big” felsefesi dev şirketlere uyarlanıyor.
Dün Bahçeşehir Üniversitesi’ nin Fütüristler Derneği ile birlikte düzenlediği “Geleceğin Meslekleri ve İş Modelleri” konferansı hayatımda katıldığım en bilgilendirici ve eğlenceli konferanslardan birisiyidi. Konuşmacı olarak Alphan Manas, Ufuk Tarhan ve Cem Tarık Yüksel’ i dinledik. İnanılmaz değerli bilgiler ve uzgörüler sağladılar. Alphan Manas, Blog Yazarlığı ve Kişisel Gazetecilik kavramlarından ve bu kavramların yakın zamanda daha da önem kazanacağından bahsetti.
Bir dikkatimi çeken bir diğer konu da Cem Tarık Yüksel’ in gelecekteki iş modellerinin nasıl olacağına dair uzgörüsüydü: Herkes her şeyi bilecek. Yani direk beynimize download edilecek bilgiler. Böyle bir durumda kim bilgiyi farklı kullabilirse başarılı iş modeli onun olacak.
Dünkü sohbetten çok şey öğrendim ama günün sonunda tek bir cümlenin aklımda kalmasını isteseydim o cümle şu olurdu: En uzak gelecekte dahi en önemli özellik yaratıcılık olacak.
Haftasonu YGA ( Young Guru Academy)’da Unilever ve Pepsi’nin eski CEO’su Hasan Yılmaz çok ilginç bir şeyden bahsetti. Amerika’daki CEO’lar yardımcılarını Hindistan’dan seçiyorlar. New York ile New Delhi arasında 10,5 saat farkı var. Yani yardımcı, sabah ilk olarak CEO’nun işten çıkarken attığı maili görüyor. Örneğin; lütfen şu raporu hazırla. Yardımcı bütün gün çalışıyor, raporu hazırlıyor ve akşam 6’da CEO’ya mail atıyor. New York saati ile sabah 7 bucuk ve rapor hazır. Sıfır zaman kaybı, 24 Saat Çalışma. Baş döndürücü…
1982' de doğdum. İstanbul ve Marmara'dan sonra İngiltere' de Pazarlama okudum. Blogumda 2006 yılından beri Yaratıcılık, Pazarlama, Reklamcılık ve Tasarım konularında "Değişik Düşünce'lerimi" paylaşıyorum. Bana hasan (at) hasanbasusta (nokta) com adresinden her zaman ulaşabilir, daha fazla bilgi için "buraya" tıklayabilirsiniz.