Cornetto için yapılan “Multiplayer İnteraktif Bina Projeksiyon Oyunu”nu çok yaratıcı ve başarılı buldum. Türkçesi şu: Pacman’e benzer bir oyunu kendi cep telefonunuzdan dev bir binanın üzerinde oynayabiliyorsunuz.
Deneyimlerimi şurada paylaşmıştım. Fikir, uygulama, organizasyon hepsi mükemmel. Ne kadar emek sarf edildiği o kadar belli ki. Tebrikler, emeği geçen herkese.
Mobil projelerlerde ülkemizde güzel örnekler görmek çok sevindirici. Yalnız, henüz yolun başında bile değiliz. Yakın zamanda bu oyunların geniş alanlara ve kitlelere yayılacak şekilde gelişmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Yeni teknolojiler henüz tam potansiyeli ile kullanılmaya başlanmadı. Aşağıdaki videoyu izleyin, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. (Bu oyun 2008 yapımı)
Peki yakın gelecekte neler olabilir? Lokasyon bazlı servisler daha da geliştikçe, Şehir (Urban Gaming) veya Sokak Oyunlarını nasıl yaratıcı kurgular ile birleştirebiliriz? Kendimizi FBI Ajanı gibi hissedebileceğimiz oyunların kahramanı olabilir miyiz? Bu bize nasıl bir deneyim sunar?
Bu kurgular Augmented Reality uygulamaları ile nasıl entegre kullanılabilir?
Lokasyon Bazlı Sosyal Ağlar (Foursquare gibi) kurgunun içine dahil edilebilir mi?
Biz, yeni pazarlama teknolojileri kullanarak daha keyifli ve faydalı işler çıkarabilir miyiz? Cevap basit, çıkarabiliriz ANCAK;
Ajanslar daha yaratıcı ve yeni teknolojileri daha yakından takip ederlerse
Uygulamadaki teknik kısmı başarı ile halledebilecek kalifiyede teknik personel ile çalışılırsa
Marka tarafında cesur işleri onaylayacak Üst Düzey Yöneticiler bulunursa… NEDEN OLMASIN?
Geçtiğimiz günlerde Serkan Cura benimle Sosyal Medya üzerine bir söyleşi yaptı. Daha doğrusu Dijital Pazarlama, Sosyal Medya, internet kullanımı, yeni trendler, dikkat edilmesi gereken noktalar ve etkin internet kullanımı hakkındaki fikirlerimi söylediğim bir röportaj. Okumak isteyenler buradan okuyabilirler. Tamamını okumayacaksınız bile bence aşağıdaki bölümü okumalısınız, özellikle kendinizi Dijital Pazarlama sektöründe yetiştirmek istiyorsanız. Soru şuydu: “Dijital Pazarlama” konusunda, kendisini bu sektörde yetiştirmek isteyen öğrenci arkadaşlara tavsiyeleriniz ne olur?
Hasan: Hiçbir konunun uzmanı ya da otoritesi değilim. Onun için genç arkadaşlara tavsiye vermekten ziyade onlarla naçizane düşüncelerimi paylaşabilirim. İnternet çok hızlı değişiyor. Bu sebeple, Dünyayı ve yeni trendleri çok yakın takip etmek gerekiyor. Web 2.0’ ı çok iyi anlamak, Web 3.0 için hazırlanmak gerekiyor. Kişiselleştirme ( Personalization ), Foursquare gibi Lokasyon bazlı sosyal ağlar , Augmented Reality, Mobil İnternet gibi kavramlara bilgi anlamında kendimize yatırım yapmak gerekiyor.
Özetle demek istediğim şu: sosyal medya uzmanı (!) olmak yerine daha niş alanların uzmanı olarak kendimizi farklılaştırabiliriz. İnternet veya sosyal medya uzmanı olmak yerine önümüzdeki senelere damgasını vuracak “Augmented Reality” uzmanı olarak kendimizi konumlandırmak daha akıllıca geliyor bana. Türkiye’de bu işin bir uzmanı var mı derseniz aslında benim bildiğim yok, o yüzden potansiyel faydaları diğerlerinden daha yüksek.
Brezilya’da Böcek ilacına (Baygon) karşı karıncalar tarafından yapılan bir protesto yürüyüşü. Sineklerden sonra karıncalar da reklamlarda. Sırada ne var sizce?
Disneyland’da (daha doğrusu Euro Disney’de) buna benzer bir interaktif sinema örneği görmüştüm. Tamamen deneyime odaklı ve seyircinin sinemanın içine katıldığı bir kısa filmdi. Sanıyorum sene 2006′ydı. Şimdi bunun gibi interaktif deneyimlerin sinema keyfi ile birleşmesi bu sektörde büyük yenilikler getireceğe benziyor. Heyecanla bekliyoruz.
Benimle kitap okur musunuz etkinliği ve Düşün Taşın Kulübü her zaman gönülden destek verdiğim bir organizasyon. Daha önce de 13 Saniye’yi yazmıştım. Bu organizasyonda da gençler 13 Saniye gibi kitap okumanın önemine dikkat çekiyorlar. Bunu da şöyle yapıyorlar: Bir grup hayalci genç bir mekanda toplanıyor ve herkes kitabını açıp okumaya başlıyor.
Bu eylemlerinin(!) en önemlilerinden bir tanesi de yarın gerçekleşecek. 1000 kişi ile aynı anda kitap okuyarak Guiness’e güçlerini gösterecekler. Katılmak isteyenler 21 Şubat 2010 Pazar, saat 12.00-14.00 arasında Bayrampaşa Spor Kompleksinde bu gençşere katılabilir. Ayrıntılı bilgiyi Selim Çavuş’un bloğundan ve Dusuntasin.net’ten alabilirsiniz. Herkese bol okumalar, güneşli cumartesileri
Bugün “Büyük Mor İnek” kitabını okudum yine. Okuduğum ilk gün kadar çok şey öğrendim. Giriş yazısını “Kim Olduğunuzu Yaptıklarınız Belirler” yazısında yazdım. Ama tabii ki daha anlatılması gereken çok şey var. Birkaç alıntı:
Eğer önceki işimde yeni ve ilginç bir şey yapmak için birinin emekli olmasını bekleseydim, büyük ihtimal hala bekliyor olurdum. Bunun yerine hızlı büyüyen bir şirkette çalışmak bana becerilerimi ve kariyerimi geliştirmek için pek çok imkan sağlamış oluyordu.
Nalbur dükkanınız için yeni stratejiler geliştirme zamanı değil, bunun için artık çok geç. En çok satan ürününüz beş yıl içerisinde demode olacak mı? Olacağına neredeyse eminsiniz değil mi? O zaman yeni bir ürün değişikliği için panik yapma zamanı dört yıl sonrası değil, şimdidir.
İnternet faydalı bir araç derler, internet her şeyi değiştirdi derim. Teşvike ihtiyacımız var derler, bir rüyaya ve hayalperestlere ihtiyacımız var derim. Radikal değişiklik on yıl alır derler, radikal değişiklik bir dakika alır derim. Abartıyorsun derler, bu sadece realite derim.
Siz ikinci dereceden işlerle uğraşacak birisi değilsiniz.
Bir asistan, bir idareci, ayak işlerinde kullanılan biri de değilsiniz.
Siz yetenekli bir insansınız. Aileniz ve toplum için önemli bir değersiniz.Bir şirkette fark oluşturacak kişisiniz.
Etki meydana getirmeye, arkanızda bir miras bırakmaya, seçkin işler çıkarmaya gücünüz var.
Siz kesinlikle sıradan değilsiniz.
Doğrusu siz dikkate değersiniz.
Şimdi acele edin. Kendinizi (ve bizleri) hayal kırıklığına uğratmayın.
Yukarıdaki yazı Seth Godin’in “Büyük Mor İnek” kitabının girişinden. Bu yazıyı her sabah kendinize okuyarak başlasaydınız, hayatınız daha farklı olur muydu? Peki ya Mor İnek’i ve Büyük Mor İnek’i okumadıysanız neler kaçırdığınızın farkında mısınız?
E-tohum Burak Hocam’ın inanılmaz emek verdiği “Türkiye’de internet sektörünün gelişmesi için” sarf edilen en büyük çabalardan bir tanesi. Bugüne kadar bu sektör için neler yapıldığını okuyunca inanması zor geliyor. İlk günlerinden beri tüm gücümle destekliyorum. Toplantılarına katılıyorum, çok şeyler öğreniyorum.
Bu senenin ilk 15 girişimi ise yarın ( 30 Ocak 2010 Cumartesi ) açıklanıyor. E-tohumun ne olduğunu buradan, yarınki toplantının detaylarını ise şuradaki yazıdan okuyabilirsiniz. Yarın görüşmek üzere.
Bu hafta Hürriyet’in İnsan Kaynakları ekinde Zeynep Mengi, Yaratıcı CV üzerine bir haber yazıyordu. Benim de görüşlerimi yayınlamış, teşekkür ediyorum kendisine. 2007 yılında hazırladığım bu Video CV, şimdilerde çok komik gelse de o zamanlar kalabalıklar arasında fark edilmemi sağlamıştı.
Gazetede yayınlanan konu hakkındaki görüşlerim şöyle:
Youth Rep’e fikir insanı pozisyonu için başvuran Hasan Başusta, tecrübesi olmadığı için “Farklı bir şey yapmam gerektiğini biliyordum ve kendimi anlatan bir video CV hazırladım” diyor: “Mükemmel bir iş başvurusu değildi, sadece farklıydı. Aklıma geldi, hemen 1 saat içerisinde yapıp göndermiştim. Kağıda yazılan CV’lerden en önemli farkı, dikkat çekici olması. Bu tür bir CV ile işe başvurursanız yüzlerce rakibiniz arasından sıyrılmanız çok daha kolay olur. Zaten insan kaynakları yöneticilerinin bir CV’ye ayıracakları bir kaç saniyeleri var. O anda dikkat çekmelisiniz. Böyle bir CV’nin yaptığı etkiyi gördükten sonra bir daha sıradan bir CV hazırlamamaya karar verdim. Uluslararası şirketlerden yeni kurulan şirketlere birçok kurumda çalıştım, hiçbirine CV ile girmedim. Beni tanımak isteyenlere ise bloğumun ve sosyal ağ profillerimin adreslerini gönderdim. Bu adresler benim ile ilgili her türlü sorunun cevabını bir dosya kağıdı CV’den daha ayrıntılı bir biçimde veriyordu.”
Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? İşe yaratıcı bir cv ile mi yoksa dosya kağıdı cv ile başvurmak daha etkili olur?
Eğer bir fark yaratmak istiyorsanız bunu diğerlerinin yaptığından çok az daha iyisini yaparak yapamazsınız. Yaratıcılığınızı kullanarak tamamen farklı bir şey yapmalısınız. Bu yanda gördüğünüz Vodoo Donut gibi.
Vodoo Donut Amerika’da son zamanlarda çok popüler hale gelmiş bir küçük bir Donut Dükkanının son derece yaratıcı ürünü. Bu Donut size çubuğu ile birlikte veriliyor ve siz bu çubuğu Donut’ın kalbine sapladığınızda içinden böğürtlen reçeli akıyor. Pek hoş olmasa da interaktif ve kreatif.
Eğer yeni bir Donut dükkanı açacaksınız Dunkin Donuts’tan % 5 kaliteli ve %3 ucuz olarak piyasaya girerek bir yere varamazsınız diyor “Made to Stick”in yazarı Dan Heath. Tamamen katılıyorum. Bambaşka bir şey yapmak lazım. Yandaki gibi, çok düşünmeden, çok vakit harcamadan. Basit ve eğlenceli.
Son zamanlarda gördüğüm en başarılı Facebook kurgusu. Halihazırda herkesin kullandığı etiketleme özelliğini kullanarak kampanyanın Facebook’ta dağıtımı tek kelime ile zekice.
Türkiye’de dijital pazarlamaya en çok ilgi duyan insanlardan birisi olarak daha önce Webrazzi’de yazdığım Young Guns’ın ofisinde olmaktan oldukça keyif aldım. Bugün finale kalan 25 gencin sunumlarını Uğur Özmen, Yüce Zerey, Project House’nin kurucuları Cüneyt, Serhat ve Sinan Günal, Ülker’den Dilek Ergenekon, Devletşah – Barış Özcan, Hakan Şenbir, Tuğçe Esener, Cabbar ile aynı toplantı odasında geleceğin dijital pazarlama silahlarını dinlemek oldukça heyecan vericiydi. Ayrıca, Türkiye’de Dijital Reklamcılığın geleceğini anlamam açısından da oldukça yararlıydı.
Artık bu günün sonunda şunu biliyorum: Dijital mecraya inanan, maddi manevi destek olan, gençlere arka çıkan insanlar var bu ülkede. İnanılmaz derecede şık, her gencin çalışmak isteyeceği keyifli bir ortam yaratmışlar. Harika çalışma ve oyun alanları var. Play Station, Langırt bir yana ben en çok Street Fighter’a bayıldım. Beni çocukluk yıllarıma götürdü
Aralarında müthiş gençler vardı, her biri ayrı bir zeka pırıltısıydı. Yüzden fazla kişi arasından ilk yirmi beşe kalmışlar, şimdi de ilk altıya kalmak için uğraşıyorlardı. Benim kişisel olarak en beğendiğim arkadaştan örnek vereceğim aşağıda. Diğerleri hakkında yorum yapmayayım, haksızlık olmasın. Grup olarak da çok iyiydiler ama özel olarak bu arkadaş dijital konusunda diğerlerinden daha bilgiliydi. Neden daha iyiydi diye sordum kendime. Cevabı 3 ana maddeye indirdim. Young Guns bir maraton olduğuna ve sürekli yenileneceğine göre bu 3 madde yeni seçilecek Genç Silahlara fayda sağlayabilir. ( Hemen belirteyim, bunlar tamamen kişisel görüşlerim, ben jüri üyesi değilim ve tabii ki görüşlerimin hiçbir etkisi ve bağlayıcılığı yok. )
1. Risk alma ve kendine güven: Hedefleri tutturamadığımızda müşteriden para istemeyeceğiz diye bir iddaa ile çıktılar. Tecrübesiz bir takım için oldukça büyük bir iddaa, altını doldurmak gerekiyor ama tebriği de hak ediyor.
2. Konuya hakimiyet: Bütün gruplar içinde mikro site, augmented reality, Iphone application, sosyal medya, bloglar, SEO, SEM kelimelerini en yerinde kullanan gruptu. Aslında sunum süresi kısa olduğu için sadece ne yapacaklarını anlattılar. Nasıl yapacaklarını bile anlatmadılar ama bu kadarı bile yeterli oldu.
3. Kelime seçimi: Kelime seçimleri özenliydi. Bazen cümledeki tek bir fazla kelime bütün cümleyi bozabilir. Örnek veriyorum: Sosyal Medya ile falan bayaa ilgiliyimdir cümlesindeki tek bir kelimenin bu cümleyi ne kadar bozduğunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. İlginç olan ise çoğu gencin buna konuşma dilinde dikkat etmemesi. Nerede çalışıyorsunuz sorusunun cevabı “Project House şirketinde” veya “Project House diye bir şirkette” şeklinde cevap vermek karşı tarafta bambaşka iki duygu uyandırır.
( Bir de herkes birbirine bakarken, ortaya çıkan ve sorumluluk alan arkadaşı takdir ettim. Neredeyse sunum boyunca hiç konuşmadı ama en zor anda ortaya çıktı. Çok anlık bir şeydi. Gene de çabasını yeterli bulmadım, ben olsam yedek soyundururdum.)
Peki ne yapmamalı. Gözlemlerimi gene 3 ana maddeye indirdim:
1. Kesinlikle, ne olursa olsun, sözlere bahane ile başlamamalı. Anında üstünüz çizilir. Bazıları daha şanssız gruptaydı, bazıları sayı olarak eksikti ama karşı taraf genellikle bunu pek düşünmez. Burada her şeye rağmen… kuralı geçerlidir. Biliyorum kolay değil ama mümkün olduğunca “çok heyecanlıyım” da demeyin. Zor olsa da heyecanınızı kontrol etmeyi öğrenmelisiniz.
2. Gençlerin doğal olarak kurumsallıktan hiç haberleri yok. Bazıları reklam nedir, pazarlama nedir, müşteri nedir, brief nedir hiç bilmiyorlar. Rakiplerini hiç duymamışlar. Bu anlaşılabilir bir şey ama bunlardan haberdar olan birisi de arkadaşların birkaç adım önüne geçerdi. Yapmanız gereken tutkunuz olduğunu iddaa ettiğiniz konuda biraz bilgi sahibi olmanızdı.
3. Neredeyse hiçkimse “Farkınız Ne?” sorusuna doğru düzgün bir yanıt veremedi. Yaratıcıyız, genciz cevabı bir farklılık değildir. O zaman karşı taraf herkes yaratıcı, herkes genç dediğinde söyleyecek daha güzel bir şey bulmalısınız.
Daha da yüzlerce şey yazabilirim ama sanırım ne demek istediğimi anladınız. Her şeye rağmen bu arkadaşlar çok akıllılar, çok gençler ve öğrenecekleri çok şeyleri var. Seçilen seçilmeyen herkes zaten ön elemeyi geçti, yakın gelecekte hepsi ile bir yerlerde eminim tekrar karşılaşırız. Hepsini tebrik ediyorum ve bu müthiş organizasyon için Project House ekibine ayrıca tebriklerimi sunuyorum.
Konunun özeti şuydu: Richard Branson’a iş fikrinizi Twitter vasıtası ile direk gönderebileceğiniz bir ortam oluşturulmuştu. Bunun için tek yapmanız gereken iş fikrinizi @PerfectBusiness‘a Tweetlemek ve Hashtag (#) olarak Micropitch yazmaktı. Geriye kalan 111 karakterde de iş fikrinizi anlatmak.
Pazartesi günü bu yarışma sonuçlandı. Türkiye’den hiçbir iş fikri dereceye giremese bile ilk üçe giren fikirler görülmeye değerdi. Normal şartlarda Richard Branson ile tanışmaları pek mümkün olmayan girişimcilerin kısa mesaj atar gibi fikirlerini gönderme imkanları artık girişim sermayesi alma konusunda da yeni bir çağa adım attığımızın göstergesi, internet sayesinde eskiden hayal bile edemeceğimiz imkanların parmaklarımızın ucuna geldiğinin en güzel örneklerinden biriydi. Umarım, yakın zamanda bu örnekleri ülkemizde de görmeye başlarız.
Bugüne kadar okuduğum Başarıya Giden Yolları anlatan birçok kitabın özeti niteliğinde, onlarca metaforu içinde barındıran harika bir karikatür. Yolculuğa en alttan başlayın ve yukarıya doğru devam edin. İngilizce bilmiyorsanız bile resmin üzerine tıklayın, bir sözlük yardımı ile kelimelerin anlamlarına bakın ve dikkatlice inceleyin mutlaka. Memnun kalacaksınız. (via Özer)
1982' de doğdum. İstanbul ve Marmara'dan sonra İngiltere' de Pazarlama okudum. Blogumda 2006 yılından beri Yaratıcılık, Pazarlama, Reklamcılık ve Tasarım konularında "Değişik Düşünce'lerimi" paylaşıyorum. Bana hasan (at) hasanbasusta (nokta) com adresinden her zaman ulaşabilir, daha fazla bilgi için "buraya" tıklayabilirsiniz.