Augmented Reality (Arttırılmış Gerçeklik)

Augmented Reality ( Arttırılmış Gerçeklik) özellikle 2011′de bizi en çok meşgul edecek konuların başında geliyor. Sadece pazarlamayı değil, Dünya’yı değiştirecek bir teknoloji. Ülkemizde ilk örneklerini görüyoruz ve heyecanla yaygınlaşmasını bekliyoruz.

1000 Kişilik Bir Hayal

Benimle kitap okur musunuz etkinliği ve Düşün Taşın Kulübü her zaman gönülden destek verdiğim bir organizasyon. Daha önce de 13 Saniye’yi yazmıştım. Bu organizasyonda da gençler 13 Saniye gibi kitap okumanın önemine dikkat çekiyorlar. Bunu da şöyle yapıyorlar: Bir grup hayalci genç bir mekanda toplanıyor ve herkes kitabını açıp okumaya başlıyor.

Bu eylemlerinin(!) en önemlilerinden bir tanesi de yarın gerçekleşecek. 1000 kişi ile aynı anda kitap okuyarak Guiness’e güçlerini gösterecekler. Katılmak isteyenler 21 Şubat 2010 Pazar, saat 12.00-14.00 arasında Bayrampaşa Spor Kompleksinde bu gençşere katılabilir. Ayrıntılı bilgiyi Selim Çavuş’un bloğundan ve Dusuntasin.net’ten alabilirsiniz. Herkese bol okumalar, güneşli cumartesileri :)

Seth Godin’den Hayat Dersleri

Bugün “Büyük Mor İnek” kitabını okudum yine. Okuduğum ilk gün kadar çok şey öğrendim. Giriş yazısını “Kim Olduğunuzu Yaptıklarınız Belirler” yazısında yazdım. Ama tabii ki daha anlatılması gereken çok şey var. Birkaç alıntı:

Eğer önceki işimde yeni ve ilginç bir şey yapmak için birinin emekli olmasını bekleseydim, büyük ihtimal hala bekliyor olurdum. Bunun yerine hızlı büyüyen bir şirkette çalışmak bana becerilerimi ve kariyerimi geliştirmek için pek çok imkan sağlamış oluyordu.

Nalbur dükkanınız için yeni stratejiler geliştirme zamanı değil, bunun için artık çok geç. En çok satan ürününüz beş yıl içerisinde demode olacak mı? Olacağına neredeyse eminsiniz değil mi? O zaman yeni bir ürün değişikliği için panik yapma zamanı dört yıl sonrası değil, şimdidir.

İnternet faydalı bir araç derler, internet her şeyi değiştirdi derim. Teşvike ihtiyacımız var derler, bir rüyaya ve hayalperestlere ihtiyacımız var derim. Radikal değişiklik on yıl alır derler, radikal değişiklik bir dakika alır derim. Abartıyorsun derler, bu sadece realite derim.

Hiçbir Şirkete CV ile Girmedim

Bu hafta Hürriyet’in İnsan Kaynakları ekinde Zeynep MengiYaratıcı CV üzerine bir haber yazıyordu. Benim de görüşlerimi yayınlamış, teşekkür ediyorum kendisine. 2007 yılında hazırladığım bu Video CV, şimdilerde çok komik gelse de o zamanlar kalabalıklar arasında fark edilmemi sağlamıştı.

HASAN BASUSTA VIDEO CV from Hasan Basusta on Vimeo.

Gazetede yayınlanan konu hakkındaki görüşlerim şöyle:

Youth Rep’e fikir insanı pozisyonu için başvuran Hasan Başusta, tecrübesi olmadığı için “Farklı bir şey yapmam gerektiğini biliyordum ve kendimi anlatan bir video CV hazırladım” diyor: “Mükemmel bir iş başvurusu değildi, sadece farklıydı. Aklıma geldi, hemen 1 saat içerisinde yapıp göndermiştim. Kağıda yazılan CV’lerden en önemli farkı, dikkat çekici olması. Bu tür bir CV ile işe başvurursanız yüzlerce rakibiniz arasından sıyrılmanız çok daha kolay olur. Zaten insan kaynakları yöneticilerinin bir CV’ye ayıracakları bir kaç saniyeleri var. O anda dikkat çekmelisiniz. Böyle bir CV’nin yaptığı etkiyi gördükten sonra bir daha sıradan bir CV hazırlamamaya karar verdim. Uluslararası şirketlerden yeni kurulan şirketlere birçok kurumda çalıştım, hiçbirine CV ile girmedim. Beni tanımak isteyenlere ise bloğumun ve sosyal ağ profillerimin adreslerini gönderdim. Bu adresler benim ile ilgili her türlü sorunun cevabını bir dosya kağıdı CV’den daha ayrıntılı bir biçimde veriyordu.”

Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? İşe yaratıcı bir cv ile mi  yoksa dosya kağıdı cv ile başvurmak daha etkili olur?

Bir Fark Yaratmanın Yolu

vodoo donut

Eğer bir fark yaratmak istiyorsanız bunu diğerlerinin yaptığından çok az daha iyisini yaparak yapamazsınız. Yaratıcılığınızı kullanarak tamamen farklı bir şey yapmalısınız. Bu yanda gördüğünüz Vodoo Donut gibi.

Vodoo Donut Amerika’da son zamanlarda çok popüler hale gelmiş bir küçük bir Donut Dükkanının son derece yaratıcı ürünü. Bu Donut size çubuğu ile birlikte veriliyor ve siz bu çubuğu Donut’ın kalbine sapladığınızda içinden böğürtlen reçeli akıyor. Pek hoş olmasa da interaktif ve kreatif.

Eğer yeni bir Donut dükkanı açacaksınız Dunkin Donuts’tan % 5 kaliteli ve %3 ucuz olarak piyasaya girerek bir yere varamazsınız diyor “Made to Stick”in yazarı Dan Heath. Tamamen katılıyorum. Bambaşka bir şey yapmak lazım. Yandaki gibi, çok düşünmeden, çok vakit harcamadan. Basit ve eğlenceli.

Çok Başarılı Bir Facebook Kampanyası: Ikea

Son zamanlarda gördüğüm en başarılı Facebook kurgusu. Halihazırda herkesin kullandığı etiketleme özelliğini kullanarak kampanyanın Facebook’ta dağıtımı tek kelime ile zekice.

Young Guns İzlenimlerim

Project House Young Guns

Türkiye’de dijital pazarlamaya en çok ilgi duyan insanlardan birisi olarak daha önce Webrazzi’de yazdığım Young Guns’ın ofisinde olmaktan oldukça keyif aldım. Bugün finale kalan 25 gencin sunumlarını Uğur Özmen, Yüce Zerey, Project House’nin kurucuları Cüneyt, Serhat ve Sinan Günal, Ülker’den Dilek  Ergenekon, Devletşah – Barış Özcan, Hakan Şenbir, Tuğçe Esener, Cabbar ile aynı toplantı odasında geleceğin dijital pazarlama silahlarını dinlemek oldukça heyecan vericiydi. Ayrıca, Türkiye’de Dijital Reklamcılığın geleceğini anlamam açısından da oldukça yararlıydı.

Artık bu günün sonunda şunu biliyorum: Dijital mecraya inanan, maddi manevi destek olan, gençlere arka çıkan insanlar var bu ülkede. İnanılmaz derecede şık, her gencin çalışmak isteyeceği  keyifli bir ortam yaratmışlar. Harika çalışma ve oyun alanları var. Play Station, Langırt bir yana ben en çok Street Fighter’a bayıldım. Beni çocukluk yıllarıma götürdü :)

Aralarında müthiş gençler vardı, her biri ayrı bir zeka pırıltısıydı. Yüzden fazla kişi arasından ilk yirmi beşe kalmışlar, şimdi de ilk altıya kalmak için uğraşıyorlardı. Benim kişisel olarak en beğendiğim arkadaştan örnek vereceğim aşağıda. Diğerleri hakkında yorum yapmayayım, haksızlık olmasın. Grup olarak da çok iyiydiler ama özel olarak bu arkadaş dijital konusunda diğerlerinden daha bilgiliydi. Neden daha iyiydi diye sordum kendime. Cevabı 3 ana maddeye indirdim. Young Guns bir maraton olduğuna ve sürekli yenileneceğine göre bu 3 madde yeni seçilecek Genç Silahlara fayda sağlayabilir. ( Hemen belirteyim, bunlar tamamen kişisel görüşlerim, ben jüri üyesi değilim ve tabii ki görüşlerimin hiçbir etkisi ve bağlayıcılığı yok. )

1. Risk alma ve kendine güven: Hedefleri tutturamadığımızda müşteriden para istemeyeceğiz diye bir iddaa ile çıktılar. Tecrübesiz bir takım için oldukça büyük bir iddaa, altını doldurmak gerekiyor ama tebriği de hak ediyor.

2. Konuya hakimiyet: Bütün gruplar içinde mikro site, augmented reality, Iphone application, sosyal medya, bloglar, SEO, SEM kelimelerini en yerinde kullanan gruptu. Aslında sunum süresi kısa olduğu için sadece ne yapacaklarını anlattılar. Nasıl yapacaklarını bile anlatmadılar ama bu kadarı bile yeterli oldu.

3. Kelime seçimi: Kelime seçimleri özenliydi. Bazen cümledeki tek bir fazla kelime bütün cümleyi bozabilir. Örnek veriyorum: Sosyal Medya ile falan bayaa ilgiliyimdir cümlesindeki tek bir kelimenin bu cümleyi ne kadar bozduğunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. İlginç olan ise çoğu gencin buna konuşma dilinde dikkat etmemesi. Nerede çalışıyorsunuz sorusunun cevabı “Project House şirketinde” veya “Project House diye bir şirkette” şeklinde cevap vermek karşı tarafta bambaşka iki duygu uyandırır.

( Bir de herkes birbirine bakarken, ortaya çıkan ve sorumluluk alan arkadaşı takdir ettim. Neredeyse sunum boyunca hiç konuşmadı ama en zor anda ortaya çıktı. Çok anlık bir şeydi. Gene de çabasını yeterli bulmadım, ben olsam yedek soyundururdum.)

Peki ne yapmamalı. Gözlemlerimi gene 3 ana maddeye indirdim:

1. Kesinlikle, ne olursa olsun, sözlere bahane ile başlamamalı. Anında üstünüz çizilir. Bazıları daha şanssız gruptaydı, bazıları sayı olarak eksikti ama karşı taraf genellikle bunu pek düşünmez. Burada her şeye rağmen… kuralı geçerlidir. Biliyorum kolay değil ama mümkün olduğunca “çok heyecanlıyım” da demeyin. Zor olsa da heyecanınızı kontrol etmeyi öğrenmelisiniz.

2. Gençlerin doğal olarak kurumsallıktan hiç haberleri yok. Bazıları reklam nedir, pazarlama nedir, müşteri nedir, brief nedir hiç bilmiyorlar. Rakiplerini hiç duymamışlar. Bu anlaşılabilir bir şey ama bunlardan haberdar olan birisi de arkadaşların birkaç adım önüne geçerdi. Yapmanız gereken tutkunuz olduğunu iddaa ettiğiniz konuda biraz bilgi sahibi olmanızdı.

3. Neredeyse hiçkimse “Farkınız Ne?” sorusuna doğru düzgün bir yanıt veremedi. Yaratıcıyız, genciz cevabı bir farklılık değildir. O zaman karşı taraf  herkes yaratıcı, herkes genç dediğinde söyleyecek daha güzel bir şey bulmalısınız.

Daha da yüzlerce şey yazabilirim ama sanırım ne demek istediğimi anladınız. Her şeye rağmen bu arkadaşlar çok akıllılar, çok gençler ve öğrenecekleri çok şeyleri var. Seçilen seçilmeyen herkes zaten ön elemeyi geçti, yakın gelecekte hepsi ile bir yerlerde eminim tekrar karşılaşırız. Hepsini tebrik ediyorum ve bu müthiş organizasyon için Project House ekibine ayrıca tebriklerimi sunuyorum.

Tweet’leyerek Girişim Sermayesi Alanlar

Ağustos ayında Webrazzi’de yazdığım “140 Karakterde Girişim Sermayesi Almak” konulu yazım oldukça ilgi çekmiş, Türkiye’den çok sayıda girişim fikri twitter vasıtası ile girişim sermayesi adayı olmuştu.

Konunun özeti şuydu: Richard Branson’a iş fikrinizi Twitter vasıtası ile direk  gönderebileceğiniz bir ortam oluşturulmuştu. Bunun için tek yapmanız gereken iş fikrinizi @PerfectBusiness‘a Tweetlemek ve Hashtag (#) olarak Micropitch yazmaktı. Geriye kalan 111 karakterde de iş fikrinizi anlatmak.

Pazartesi günü bu yarışma sonuçlandı. Türkiye’den hiçbir iş fikri dereceye giremese bile ilk üçe giren fikirler görülmeye değerdi. Normal şartlarda Richard Branson ile tanışmaları pek mümkün olmayan girişimcilerin kısa mesaj atar gibi fikirlerini gönderme imkanları artık girişim sermayesi alma konusunda da yeni bir çağa adım attığımızın göstergesi, internet sayesinde eskiden hayal bile edemeceğimiz imkanların parmaklarımızın ucuna geldiğinin en güzel örneklerinden biriydi. Umarım, yakın zamanda bu örnekleri ülkemizde de görmeye başlarız.

Her İnternet Girişimcisinin Bilmesi Gereken Bir Hikaye: Ortakantin.com

ortakantin-yourthrep-logos124 Eylül 2009 Perşembe akşamı gerçekleşen etohum’da iki internet başarı hikayesini dinledik. Bir tanesi geçtiğimiz haftalarda Youth Republic tarafından satın alınan Ortakantin, diğeri Silikon Vadisi’nde kurulan ve 2 milyon Dolar yatırım alan Grou.ps idi.

Yaklaşık 150 kişinin katıldığı toplantıda Orta Kantin adına kurucular Vadi Efe ve Volkan Biçer, siteyi satın alan Youth Rep adına ise Serhat Gürcü konuştu ve genel olarak bu başarıda neyin etkili olduğunu anlattı.

Ortakantin’in hikayesi şöyle başladı: 1984 doğumlu iki genç Vadi Efe ve Volkan Biçer, bu işe 2004 yılında üniversitede başladılar, yazılımdan pazarlamaya tamamen amatör bir ruh ile giriştiler. Boş zamanlarında kod yazdılar, geri kalan zamanlarında arkadaşlarına siteden bahsetmeleri ilk pazarlama faaliyetleriydi. Daha sonraki pazarlama faaliyeti ise el ilanları dağıtmak oldu. İlk serverlarını arkadaşları sağladı, daha sonra da bu maliyetleri ceplerinden karşılamaya başladılar.

Vadi de Volkan da Boğaziçi üniversitesinde okurken aynı zamanda çalışmaya başladı. İkili, bunu da bir avantaj olarak kullandıklarını, çalıştıkları sırada edindikleri iş çevrelerine bu işi kolayca anlatabildiklerini söyledi.  Yollarına beraber iş yaptıkları insanların da yardımını alarak devam ettiler. Şimdi ise ortakantin’in bütün üniversitelere, 500 liseye ve yüzlerce ilköğretim okuluna erişimi var.

etohum ortakantin

Peki, Ortakantin 100.000 üniversite öğrencisine ulaşmayı nasıl başardı? Vadi, Ortakantin’i Facebook Amerika’da çok popüler iken kurduklarını ve bunun da başarıların da ciddi bir etken olduğunu söyledi. Volkan ise, şansın ve  komünitenin bir parçası olmalarının buradaki en önemli kriterler olduğunu belirtti. Yani, eğer öğrenci olmasaydık bu topluluğu çok kolay yönlendiremezdik.  Bir de hedef kitlemizin çok net olarak belirlememizin de etkisi büyük şeklinde konuştu.

Youth Rep’in kurucu ortaklarından Serhat Gürcü ise Vadi ve Volkan’a katıldığını ek olarak buradaki önemli kriterlerden birinin “o işe adanmak” olduğunu söyledi. Youth Rep.’in gençleri hedefleyen markalara 360 derece pazarlama sunan bir ajans olduğundan bahseden Gürcü,  dijital tarafta bugüne kadar yoktuk. Bu noktada bizimle aynı kitleyi hedefleyen ortakantin ile ortak olmayı stratejik olarak uygun bulduk şeklinde konuştu. Gelecekte ise offline ve online dünyayı burada birleştirerek yeni yatırımlar yapacaklarını, 1 Ocak’tan itibaren tasarımın yenileneceğini, 1 sene sonra da yeni ürünle çıkacaklarını belirtti.

Bu arkadaşlar hem üniversite okudular, hem çalıştılar hem de kendi şirketlerini kurarak, büyüttüler ve yatırım aldılar. Yani, Türkiye’de çok da kolay olmayan bir başarıya imza attılar. Ben de bu arkadaşların hikayelerinin internet girişimcisi arkadaşlara örnek olmasını diliyor ve kendilerine yeni işlerinde başarılar diliyorum.

Başarıya Giden Yol

road to successBugüne kadar okuduğum Başarıya Giden Yolları anlatan birçok kitabın özeti niteliğinde, onlarca metaforu içinde barındıran harika bir karikatür. Yolculuğa en alttan başlayın ve yukarıya doğru devam edin.  İngilizce bilmiyorsanız bile resmin üzerine tıklayın, bir sözlük yardımı ile kelimelerin anlamlarına bakın ve dikkatlice inceleyin mutlaka. Memnun kalacaksınız. (via Özer)

Big Big Gerilla

Big Big sakızlarının ne kadar büyük baloncuk çıkarabildiğini gösteren eğlenceli, etkileyici bir gerilla. Kaynak

Soutwest Airlines Virali

Son zamanlarda gördüğüm en eğlenceli viral çalışma. Bu vesile ile THY konkurundan zaferle çıkan ajanslara özellikle Mobilera’ya başarılar diliyor ve yeni işlerini merakla bekliyoruz :)

Pazarlama Profesyonellerinin Mutlaka Okuması Gereken 5 Kitap

Aslında liste uzatılabilir. Eminin işini iyi yapan pazarlama profesyonelleri bu kitaplardan en az ikisini okumuştur. Eğer öyleyse diğer üç kitabı da tamamlamanızı öneririm. Yok, daha azını okuduysanız çok şanslısınız ve önünüzde harika vakit geçirebileceğiniz bir kısa liste var.

5. Jeffrey Gitomer – Satışın Küçük Kırmızı Kitabı: Adından da anlaşıldığı gibi bu bir pazarlama kitabından çok satış kitabı. Ama satış da pazarlamanın bir süreci olduğuna göre işe önce satışı anlamaktan başlayabiliriz. Bu kitap satışı ve satışın nasıl yapılması gerektiğini çok iyi anlatıyor ve kesinlikle kitaplıklardaki yerini almalı.

4.Richard Branson – Screw It, Let’s Do It: Bu kitabın Türkçesi sanırım yok. Ben “ Yapalım, Anasını Satayım” diye çeviriyorum. Bu çok kolay okunan kısa kitap Richard Branson’un girişimci hikâyesini ve olaylara bakış açısını anlatıyor. Özellikle sadece düşünen ve harekete geçmeyen bir insansanız Richard’in hareketlerinden çok şey öğrenebilirsiniz.

3. Seth Godin – Mor İnek: Bir pazarlama klasiği. Ana konusu ise farklılaşma ve değişik düşünme. Sıradanlıktan sıyrılmak için okunması gereken kitaplar arasında en önemlisi, en ilham vereni.

2. Philip Kotler: Pazarlama’nın Temelleri: Bu kitabı okumamış bir pazarlama profesyoneli düşünemiyorum. Daha çok pazarlamaya yeni giren arkadaşların Pazarlama’ nın Temellerini alabilecekleri bir başyapıt. Pazarlamayı çok iyi bilenlerin de tekrar tekrar dönerek yararlanacakları bir referans kitap.

1. İşinizi Yeniden Yaratın- Tom Peters: Hayatta en çok ilham aldığım isimlerin başında geliyor Tom Peters. Eğer Tom Peters’ in hiçbir kitabını okumadıysanız çok şey kaçırmışınız demektir. Sadece bu kitap değil, en başta “ Kendinizi Markalaştırmanın 50 Yolu” ve “Vay Canına Dedirtmek” de bu kitabın tamamlayıcısı niteliğindedir. O yüzden, aslında bu kitapların hepsi kendinize yapacağınız en büyük yatırımlardır.

Sizin başka tavsiye edeceğiniz ve “Mutlaka Okunmalı” dediğiniz kitaplar var mı?

P.S. Bu yazım sevgili Cengiz Çatalkaya tatildeyken kendisinin bloğunda yayınlanmıştır.

Baktığınızı Algılayan Reklam

3708879919_5b16841392

Gene harika dizayn edilmiş çok yaratıcı bir reklam. Aile içi şiddetin konu edildiği posterin hemen üzerinde bir hareket sensörü var ve kimse bakmazken ilk görüntüyü, birisi bakarken ikinci görüntüyü gösteriyor. Kaynak

Geleneksel Pazarlama VS Yenilikçi Pazarlama

Geleneksel Pazarlama: Mesaj iletmeye çalışmak

Yenilikçi Pazarlama: Cevap vermek

Ortalama bir Amerikalı 245 reklam mesajıyla karşılaşıyor her gün. Ayda 7485 mesaj eder. Herkes reklam yaptı, oyunun kuralı buydu. İnsanlar mesajları absorbe etti bir süre için. Aslında bu süre baya uzun sürdü. İnsanlar sıkıldı. Bir süre sonra reklam onlara bir şey ifade etmemeye başladı. Televizyonda görünce kanal değiştirdiler, bilboardda görünce kafalarını çevirdiler. Pazarlama iletişimi değişmeye başladı. İnsanlar dinlemediler. Ta ki kendileri isteyinceye kadar.

Ve geleneksel pazarlama yara aldı. Ölmedi ama can çekişiyor. Sonra, insanlar merak ettikleri markaların peşine düşmeye başladılar. Google’ da arattılar, web sitelerine girdiler. O zaman bile iletişim tek yönlüydü. Daha sonra dijital araçlar geldi. İnsanlar sosyal medyada kalabalıklar oluşturmaya başladıkça markaların dikkatini çektiler. Facebook’ ta grup kurdular, uygulamalar geliştirdiler. Cebimize kadar girdiler, Twitter’ dan iletişime geçtiler. Bloglar yazdılar, yorumlar aldılar. Aralarında başarılı olanları müşterilere içerik yarattırdılar, diyaloga geçtiler. Kitlesel iletişim geride kaldı, bireysel iletişime geçildi. İnsanlar markaları tekrar dinlemeye başladılar. Ta ki yeni bir yol bulunana kadar, o yeni yol ne miydi…

←Önceki